Bu yazı 16 Ağustos 2007 tarihinde, Bekir Coşkun'un Hürriyet Gazetesindeki köşesinde okurlara sorduğu soru üzerine yazılmıştır.
Sayın Bekir Coşkun,
Siz yıllardır yazarsınız, bizler de yıllardır sizi/sizleri okuruz.
"Söyleyin dostlarım... Ne yapmalıyım, ne?.. "diye sormuşsunuz.
Şimdi, bu sorunuzdan yola çıkarak ben yazacağım , siz de beni okuyun, en azından biz okurların sizi yıllardır okuduğumuza saygı duyarak, sonuna kadar sabredin ve okuyun.
Sizin sızlana sızlana, kendinizi kürek mahkumu gibi sayarak kürek çektiğiniz ve yazınızda düşünü kurduğunuz o ülke...yani Mustafa Kemal'in ülkesi belki fark etmiyorsunuz ama zaten var.
Ben de o ülkenin kadınlarından biriyim.
Yıllarca başı açık olan ama emekli olduktan sonra tamamen kendi arzum ile başımı örten bir hanımım.
Belki de bu yüzden sizin gibi düşünenleri de iyi algılarım, küçükten beri örtülü olanları da...
"İtilmiş, yasaklı, suçlu, sakıncalı, haram, günahkár, aşağılanan, hiç sayılan kadınların olmadığı yurt..." tarifinizden anladığımca siz, tüm kadınlarımızın erkekler tarafından zulme uğradığını varsayarak ve hatta örtünen kadınların kocaları veya "hocaları" tarafından zorla kapatıldıklarını, aşağılanıp, hor görüldüklerini düşünerek bu satırları kaleme aldınız.
Zannımca, size göre İslami usulleri benimseyerek yaşayan, örtülü her kadın açılasıya kadar, helal/haram kavramlarını içeren din öğesi ortadan kalkana kadar da kürek mahkumluğunu benimsemiş insanlar olmaya aday gibi görüyorsunuz kendinizi.
Eğer siz ve sizin gibi düşünen kürek mahkumları aynı hassasiyeti ;
Kadın bedeninden para kazananları, genelev kapılarına dayananları, kadını meta gibi gören, her reklamda muz gibi soyanları, beyni örümceklenmiş olmasına karşın görünümde çağdaş olanları, vurgun, talan, kara para aklamalarla memleketin altını oyanları, gazetecilik yapmakla yetinmeyip holdingleşenleri, medya tekeli kurmaya çalışanları, yetmeyip hep daha fazlasını isteyenleri, laiklik söylemi altında, Atatürk ile prim yapmaya çalışıp bir yandan solcuyuz, sosyal demokratız söylemleri ile ortada gezip sonra da darbe çığırtkanlıkları yapanları, gerçekleri çarpıtanları, korkular üretip ürettiklerini gerçek sanmamızı sağlamaya uğraşanları, kendi yalanlarına inanıp bilerek, isteyerek memleketi batırmaya çalışanları velhasıl-ı kelam doğru ve dürüstleri değil, Allah indinde doğru olmayan yamukları düzeltmeye uğraşsa idiniz, size aman ne olur bu mahkumlukta kalın derdim.
Oysa siz ve yandaşlarınız hani tabiri caizse İslam kelimesinden tüyleri diken diken oluyormuşçasına, kökeni Milli görüş veya Nurcu, Süleymancı, Gülenci , filanca tarikatçı diyerek inançlı insanları hem kategorize ettiniz hem de hemen hepsini Atatürk düşmanı olarak gördünüz. Üstüne üstlük devletin laik olacağını, insanların laik olmayacağını bile bile tüm inançlı insanları laiklik karşıtı ilan ettiniz.
Türban, sizlerin yakıştırmacası idi. Biz o örtüye ninelerimizin devrinden beri başörtüsü deriz. Başı örtülü hanımları nedense hep başka ülkelere ait veya layık gördünüz.
Okumalarına imkan verilmediğinde, okul kapılarında boyunları büküldüğünde veya ikna odalarına sokulduğunda belki de kürek çekme hızınız artıp için için sevinmişsinizdir de...
Diyorsunuz ki:
"İran’a, Suudi Arabistan’a benzemesini asla istemediğimiz... Şeriatçıların, tarikatların, laik cumhuriyet düşmanlarının karanlığa sürüklemelerini asla kabul edemeyeceğimiz mübarek-kutsal vatan...Mustafa Kemal’in memleketi..."
Nedense inançlı insanların, örtülülerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşamasını kabul edemiyorsunuz.
Bu hazımsızlık neden?
Bu ülke sadece sizin gibi düşünen, sizin gibi yaşayan "tıpkısının aynısı" diyebileceğimiz insanların yaşadığı, bir ülke olsa çok mu mutlu olacaktınız?
Beğenin veya beğenmeyin, bu ülke sadece sizlerin değildir ve büyük bir çoğunluğu inançlıdır.
O insanların ne cumhuriyetle, ne laiklikle, ne rejimle bir kavgaları olmadığını neden kabul edemiyorsunuz?
Bu insanlar ülkemizi bir İran veya Suudi Arabistan'a niye benzetmek istesin? Ve neden bu ülkelere sürgün edilmek istensinler sizler tarafından?
Bir zamanlar "Komünistler Moskova'ya" diyen zihniyetle sizin ne farkınız var?
Neden bu insanlar inandıklarının gereğini yaparak huzur içinde yaşamasınlar?
İnsanlar birebir aynı düşünmek, her meseleye aynı pencerelerden bakmak zorunda değillerdir.
Sizin bakış açınız ile onlarınki farklı olabilir.
Siz, bana göre Kuran’da baş örtme yoktur dersiniz ama bir diğerine göre vardır. İnanmıştır ve öyle olmak ister. Bunu aşağılamaya da, engellemeye de, başka ülke adresi göstermeye de hakkınız yoktur.
Bir insan namazını kılıyor, camiye gidiyor, Allah'ın emirlerine uyarak yaşamını sürdürmek istiyorsa o kişiye vatanından başka adres gösterme hak ve cüretini kendinizde nasıl bulabilirsiniz veya bunlar ülkeyi şu ülkelere çevirecek hükmünü vermeye kendinizi nasıl yetkili addedebilirsiniz?
Açık, kapalı, az inanan,çok inanan, inançsız veya bir başka dine inanan insanlar olarak yıllardır birlikte yaşıyoruz.
Bu ülkede masonlar da vardır Sabetay'cılar da...Aşikar veya gizli Hıristiyan misyonerler de vardır, moon tarikatçıları da...Hiç onlarla uğraştığınızı görmedim.
Siz ve sizin gibi düşünenlerin kabullenemediği bir husus ta şudur :
Bu ülkenin inanan insanlarının Atatürk ile bir problemleri yoktur. Ninelerimiz, analarımız nice gelinlerimiz Atamıza inanmış, çocuğu açken ekmeğini askere vermiş, çocuğu yerine kucağında mermi taşımıştır. Kimi kara çarşafı içinde, kimi tülbendiyle kurtuluş yolunda yürümüştür. Biz o insanların torunlarıyız. Hiç birimiz geçmişimizi unutmayız. Dualarımızın içinde nasıl ki peygamber varsa, bu vatan için canını veren şehitler de vardır, vatanımızı bize geri kazandıran Atamız da vardır.
Bu gün bir savaş olsa inanınız ki vatanımız için sizlerden evvel biz ölümü göze alırız.
Ülkemin inanan insanlarının, ordumuz ile de bir problemi yoktur. Sizlerden çok bizim oğullarımız ölür ama "Vatan sağ olsun" deriz. Siz Pako'nuz için destanlar yazarsınız ama biz şehitlerimize ağıt yakarız, şiirler sıralarız.
Siz çağdaşlık ölçüsünü Avrupa ile eşdeğer görürsünüz ama bizler , Peygamber ümmeti olmaktan gurur duyar, O'nun adaletini, ilime bilime verdiği ehemmiyeti, Kuran’da yazan doğruları bilerek ve uygulayarak ve de Türkiye cumhuriyetini ilelebet yaşatarak yaşamayı çok daha doğru ve haysiyetli olarak görürüz. Türkiye İslam cumhuriyeti kurmak gibi bir düşünceyi benimsemeyiz.
Şeriatı istemek, sizin tabirlerinizle gerici, yobaz insanların , hacı hocaların emrinde yaşanan ülke idaresini istemek demektir. Oysa şeriat Allah'ın kanunlarıdır. Allah bizlerden doğru olmamızı, aklımızı kullanmamızı, okumamızı, ilim irfan sahibi olmamızı, şeytana uymamamızı ister kanunlarında.
Allah, son olarak gönderdiği kitabında Cumhuriyeti yıkın da İslam devleti kurun, karılarınızı eve kapatın, hatta dört kadın alıp sefa sürün, kadınlara cefa çektirin, çalın çırpın, evinizdeki yetmiyorsa gidin önünüze gelenle düşün kalkın, ar, namus diye bir şey yoktur, şeytana uyun her bir haltı yiyin, kendi yarattığınız putlara tapın, bazılarınız dine sövsün, bazılarınız bazı köşelerde yazıp halkı bölmeye uğraşsın, küfür etsin, hakaret edene bin sevap yazarım filan da dememiştir.
Bize hep doğru olanı göstermiştir.
Bizler de yapabildiğimizce o emirlere uymaya gayret etmekle mükellef hissederiz kendimizi.
Oysa sizler bizleri hep potansiyel devlet düşmanı, bölücü, gerici, Atatürk karşıtı, laiklik düşmanı olarak yaftaladınız.
Bunlar, sizin beyninizde yaratıp, sonra da inandığınız, inanmaktan öte korktuğunuz saçmalıklardan başka bir şey değildi.
Bu garip ikilem içinde kendinizi kürek mahkumu addederek yine kafanızda yarattığınız o yere doğru kürek çektiğinizi yazıyorsunuz.
Sonra da bize soruyorsunuz, ne yapayım diye...
Boşa kürek çekmişsiniz bunca yıl.
Eğer bu ülkede yaşayan, gerek Atasını çok seven, gerekse rejimle hiçbir sorunu olmayan, aydın ama başı örtülü bir hanım okurunuz olarak bir nebze kıymet ifade ediyorsam size, bir dost olarak, bir kardeş olarak şunu tavsiye ederim.
Lütfen kendinize biçtiğiniz kürek mahkumluğuna bir son veriniz.
Ülkenize, ülkeniz insanlarına, o insanların inançlarına başka bir gözle bakmayı deneyiniz.
Zira mahkumlar kendilerine izin verilen pencereden bakabilirler gökyüzüne.
Oysa hapishane dışında çok daha parlak, sıcak ve güzel bir yaşam daha vardır.
Ve eğer zaman bulursanız lütfen Kur'an-ı Kerim'i, kutsal kitabımızın Türkçe tercümesini (evvelce okuduğunuzu varsayıyorum) yeniden okuyunuz.
İnanınız ki içinizdeki karmaşa kısa sürede yerini huzura bırakacaktır.
Eğer yüreğiniz yetiyorsa bu yazımı bir okur mektubu olarak köşenizde yayımlayabilirsiniz.
Saygılarımla
23 Ocak 2008 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder