9 Ocak 2009 Cuma

Ya Ummi…




Günlerdir boş yazı kağıdına bakıp duruyorum.
Yüreğim sızlıyor, gözyaşlarıma hakim olamıyor, ağlıyor ağlıyorum.
Ne demeli, ne söylemeli?
Ne yazmalı?
.
Ben anneyim.
Kanınla, canınla besleyip aylar boyu sabırla gelmesini beklediğin bir bebeğin doğmasının nasıl olduğunu,
İlk çığlığını duymanın insana nasıl duygular verdiğini,
Karnında kımıldayan o canlıyı kucağa alma hazzını,
Minicik ellerinin ana göğsüne dokunmasının ne olduğunu,
Onu emzirirken , beslerken, velhasıl büyümesinin her evresinde onu gözlemlemenin, gururlanmanın, kokusunu ciğerine çekmenin,
Ayağına bir kıymık battığında dahi insanın canının çekilmesinin, dizlerinin çözülmesinin ne olduğunu çok ama çok iyi bilirim.
.
Şimdi…
Orada…
Zalimin bombalar yağdırdığı, cehennemi yerde
.
Hangi anaya neyi, nasıl anlatır,
Onları hangi sözlerle avutabilirsiniz?
.
Siz onun canının parçasını,
Siz onun gül kokulusunu,
Bir daha nasıl geri verebilirsiniz?
.
Sabır, ya Ummi sabır...
.
İsrail teröre ve teröristlere yönelik temizlik yapıyor ha…
Yaka, yıka, döke, saça, öldüre öldüre
Her yeri kana bulayarak yapılan temizlik gördünüz mü hiç?
.
Görmediyseniz dikkatlice bakın.
.
Orada yaşananları aklınıza, yüreğinize iyice kazıyın…
Günlerdir bir insanlık dramını izliyoruz.
Günlerdir yapılan soykırımı izliyoruz.
Tarihe ibretlik notlar düşülüyor.
.
Anaların kuzuları ölüyor.
Filistin gelincik tarlaları gibi…
.
Kim terörist?
Vatanını, imanını, namusunu koruma içgüdüsü ile kanını, canını veren mi?
Cami, okul, ev demeden yıkan yakan mı?
.
Kim yayılmacı?
Kim kendini en üstün ırk gören?
Kim kendinden başkasına yaşam hakkı tanımamayı ilke edinmiş?
Kim bunların sorumlusu?

Nasıl dindirilir anaların yüreğinde yaktığınız o ateş…
.
Ey Filistin
Ey Filistin halkı
Ne kadar yalnızsın,
Ne kadar melül ve mahzunsun,
Ve ne kadar yaralısın…


.

İLLE DE KIRMIZI



Televizyonda muhabir vatandaşa soruyor:

- Kırmızı iç çamaşırı aldınız mı?

Vatandaş anlamsız gözlerle bakıyor muhabire.

- Yılbaşı gecesi kırmızı iç çamaşırı giyilince bütün yıl mutlu geçermiş, siz de çamaşır aldınız mı?

Vatandaş bu soruya ne cevap versin ki?
Aldım dese olmaz, almadım dese olmaz…

Zaten alım gücü sınırlı.
Üstelik bu adetler bizim inancımızla alakalı olmayan adetler.

Aldım dese en yakınları tarafından ayıplanmak da var, muhabir hanım aracılığı ile tüm Türkiye'ye sesini duyuracağından milletin gözünde düşebileceği durumlar da var…

Almadım dese "göbeğini kaşıyan adam" sınıfına girmek var, geri kafalı, çağdışı, gerici ve benzeri kelimelerle yaftalanmak da cabası…

Muhabir bu konuda öylesine ısrarcı ki dükkanlarda kırmızı iç çamaşırının tükendiğini bile iddia edebiliyor.
Türk milletinin işi gücü kalmadı, yılbaşı gecesi kırmızı don giymek için dükkanlara saldırmış da tüm kırmızılar tükenmiş sanki…

Şimdi muhabiri bu soruyu sor diye sokağa salıverenlere " Yılbaşı denen şey bize ait değildir. Bu gecede içki içip eğlenmek, kırmızı don giyip yeni yılın çok iyi geçeceğine inanmak yerine,
Bu geceyi gelecek yılların savaşsız, kavgasız ve barışın hakim olması, bolluk, bereket ile gelmesi için Allah'a dua ederek, yalnızca yaratandan dilemekle geçirmenin çok daha anlamlı ve doğru olduğunu" söylesek bizi tefe koyup çalar, diri diri kendi çarmıhlarına gererler.
Adımız çıkar dokuza inmez sekize.
Olsun…varsın çıksın..ben doğruyu söyleyeyim de onlar varsın beni etiketlesin.

24 Aralıkta başlayan Noel, miladi takvime esas kabul edilen sıfır noktası ile yeni yılın 1 Ocaktan başlaması hazreti İsa ile ilişkilendirilmişse, bu kutlamaların bize ait olmadığını, yani bizim inancımızla ilişkilendirilmesinin doğru olmadığını söylemek yanlış değil.
Eğer Hıristiyanların dayattıkları zaman değil de akilane olanın yani gece ve gündüzün eşitlendiği zamanı sıfır noktası olarak kabul ettirebilseydik yeni yıl daha farklı bir ayda başlamış olacaktı.
O zaman tüm dünya gelmekte olan yeni yıla ait sevinci ortak yaşayabilirdi.

Konuyu uzatmayalım.

Onların inancına göre kırmızı çamaşırlar giymek yeni yılın nasıl geçeceği ile ilişkilendirilen bir durum…
Ama ille de kırmızı.
Demek ki iç çamaşırı, çorap bahane, kırmızı şahane…

Konuya bu açıdan bakarsak,
İsrail'in yeni yıla etrafını kırmızıya boyayarak girmesi daha bir anlam kazanmıyor mu?

Ben düşünmez ve sormaz mıyım?

İsrail gece gündüz Gazze'ye bomba yağdırıp ortalığı kan gölüne çeviriyorsa,
Erkek, kadın, yaşlı, genç, çocuk demeden öldürüyorsa, kimseyi kaale almıyorsa, bu harekat gelen yılın birçok ölümleri de beraberinde getireceğinin işareti mi olacak?

Şimdi…
Giyin kırmızı donları
Giymeyi canınız çekiyorsa giyin elbette…
Sizin düşünceniz size, bizimki bize ait…

***


Artık içimden yeni yılı kutlamak gelmiyor...gelemiyor

Orada...

Hemen yanıbaşımızda nice canlar alınıyorsa...

Hastanelerde tedavi dahi yapılamıyorsa...

Ekmeksiz, yakacaksız, ışıksız, ilaçsız ve çaresiz binlerce insan, başıma bomba düşecek korkusu ile soğukta titreşiyorsa...

Ve tüm dünya buna duyarsız kalarak, kırmızı don derdine düşüp yeni yılı kutlama çılgınlığına kapılıyorsa...

Ben kutlayamıyorum böyle bir yılı...

Affedin beni...




Filistin'de ölen kardeşlerimize Allah'tan rahmet, yaşama savaşı verenlere, hayatta kalmaya çabalayanlara kolaylıklar diliyorum.

"Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir"
(Fetih Suresi 7.ayet)


31 Aralık 2008