Sene 1982 ya da 1983 tam hatırlamıyorum.
Ümraniye’den Küçükyalı’ya ablamın evine taşındık.
Yerleşme , semti tanıma, büyük oğlumu ilkokula başlatma telaşı ile geçti bir ay.
Apartmanda güle güle oturun demeye gelen hanımlarla tanıştım. Her biri ayrı bir dünya.
Evin kapısı önünde bir araba dururdu. Bazen sabah erkenden gider gecenin geç vakitlerinde gelirdi. Sahibini görmezdim, bilmezdim. Sonra bir gün tanıştık.
Meğer ablam bu evi aldığında babamla tanışmışlarmış. Bir ben tanımıyormuşum bu yağız Anadolu insanını.
Balkonda çamaşır asıyordum, işe gidecekmiş, arabasının kapısını açtı, o ara da beni gördü. “Hoşgeldin abla, güle
güle oturun, Nejat bey amca burada mı” dedi.
Yok dedim onlar Örnek mahallesindeler. Selam söyle benden Nejat bey amcama dedi. Taksiciymiş. İyi günler abla, bir ihtiyaç olduğunda bana seslenin, çekinmeyin,
biz sizin yan dairenizde oturuyoruz dedi, bindi aracına işine gitti.
Talip Bey ile ilk tanışmamız işte böyle oldu.
Bu Erzincanlı adam
Bu tertemiz kalpli adam
Bu gönlü geniş, yüreği kocaman, güleç yüzlü, sevgi dolu adam benim yıllar içinde en iyi dostum, kardeşim, arkadaşım, sırdaşım,
dertdaşım olacakmış meğer , ben nereden bileyim.
Aylar ayları, yıllar yılları kovaladıkça o asla bozulmayacak dostluk harcı pekişti, derinleşti, sağlamlaştı.
Bunun adına ne denir bilmem.
Talip Bey benim için yeri asla doldurulamayacak bir yiğit adam olarak kalbimde kaldı.
Ne zaman zorda kalsam yanımdaydı. Ne zaman bir sıkıntım olsa çözmek için hazırdı.
Ne zaman dertlensem derdimi dinler, ne zaman yüreği taşsa balkonumda bir demli çay ve sigara eşliğinde derdini anlatırdı. Yeni bir işe mi başlayacağım
mutlaka ilk gün o götürürdü işime. İşteyken bir sorun mu var, o jet hızıyla yanımdaydı. O, ailemizin bir parçasıydı sanki. Ablalarım Almanya’dan
mı gelecek, Talip Bey havalimanından alır getirir, bir hastane işimiz mi var, bizden önce koşardı. Kardeşimle ilgili bir dert mi var derhal ilgilenirdi.
Semtte onu tanımayan, sevmeyen yoktu. Güleç yüzüyle herkesle sohbet eder, herkesle merhabalaşır, hal hatır sorar, illa ki bir iyilikte bulunurdu. Babam hasta, Talip
bey yanımda, babam öldü Talip bey cenazemde. Param bitse gönül rahatlığıyla borç alabildiğim, ekmeğimi, yemeğimi severek paylaşabildiğim yegane insandı.
Çocuklarımız birlikte büyüdü, onların sorunlarını birlikte paylaştık.
Şimdi bu yazıyı okuyanlar diyebilirler ki bu adamın karısı yok muydu?
Olmaz mı?
Yüzü nurlu, Konyalı bir hanımı vardı. Kibar, saygılı, tam bir Anadolu kadını.
Birbirimizi o kadar iyi tanıyorduk ki tek gün olsun bu kadın benim kocamla niye bu kadar samimi diye yüzünü karartmadı, kıskançlık yapmadı, acı
söz etmedi. Çünkü bizim birer kadın ve erkekten öte bir dostluğumuz, kardeşliğimiz olduğunu bilirdi. Ferasetli olmak buydu işte.
*
Bir zamanlar ev telefonlarına gece yarıları sapıklar dadanır, konuşmazlar ama acayip sesler çıkarırlardı.
İşte bir gece yarısı telefonum çaldı.,O eski ahizeli bangır bangır çalan cinsten telefonun sesiyle uykumdan nasıl uyandım bilmem.Telefonda acayip
sesler hırıltılar.
Kapattım, yine çaldı. Bir üç beş devam etti bu rahatsızlık verme.
O zamanlar telefon açık bırakılınca hat kesilir, arızaya bildirsen bile iki üç gün düzelsin diye beklenirdi. Babam da kalp hastası, telefonun kesilmesi
asla işime gelmiyor. O yüzden telefonu açık bırakamadım da. Eh bu durumda yapılacak tek şey vardı, Talip beyin kapısını çalmak.
Eşi kapıyı açtı, durumu anlattım, o arada zaten kardeşim de geldi kapıya.
Biz gecelikli iki hanım apartman boşluğunda , pijamalı Talip bizim evde telefonun başında.
Telefonun yeniden çalmasını bekledi. Çalınca açtı telefonu.Ağzına geleni saydı (anladınız siz onu) ve kapattı. Ama yine bekledi. Telefon
yine çaldı. Talip kardeşim yine saydırdı.Bu iki üç kez tekrarlandı. Sanırım karşı taraf evimde bir erkek olduğuna ikna olmuş olacak ki bir daha asla
rahatsız edilmedim. İşte biz böyle komşuyduk, böyle dosttuk, böyle kardeştik.
Onunla nice anılarım var ve tahmin edersiniz ki hepsi hüzünlü. Önce aynı apartmanda başlayan bu dostluk sonra aynı mahallede farklı evlerde olsak da asla
bozulmadan sürdü gitti.
Zira çileli yaşamımın en büyük şahitleri bu karı, koca idi.
İkisi de vefalı, ikisi de sırdaş, candan dost, hakikatli arkadaştılar.
*
Yıllar böyle akarken yine bir gün benim balkonda çay ve sigara keyfi yaparken Talip Bey bana şöyle dedi.
- Abla biz seninle niye bu kadar benzeşiyoruz? Sen beni , ben seni nasıl böyle tanıyor, anlıyoruz?
- Bilmem ki, dedim ve nereden aklıma geldiyse senin burcun ne? dedim.
- Boğa burcu dedi..
- Aaaa bak benim burcum da boğa belki o yüzden benzeşiyoruz, sen hangi gün doğmuşsun diye sordum.
- 3 Mayıs abla dedi.
İşte asıl o zaman çok şaşırdım zira ben de 3 Mayıs doğumluydum.
Gerçi o benden bir yıl önce doğmuştu ama aynı günde doğmuş , aynı burçtan olmuş olmamıza bağladık bunca iyi anlaşmamızı.
Benden bir yaş büyüktü ama bana Abla demekten asla vazgeçmedi. Ben de onu kendi öz kardeşimmiş gibi sevmekten
Talip Bey diye hitap ederek saymaktan vazgeçmedim.
İkizlerim doğduğunda, büyük oğlumun problemlerinde, derdim olduğunda, onun benimle dertleşme ihtiyacı olduğunda ne yapıp edip birbirimizi dinlemeyi,
gerek sevinci, gerek üzüntüyü paylaşmayı bildik.
Dedim ya, bizimkisi bir kadın ile bir erkeğin yanyana olma olayı değildi.
Ne ateştik, ne barut.
Birbirini seven, güvenen, derdi de sevinci de birbirimizin bilen iki dost, iki kardeştik.
Nasıl ki o benim her derdimi bilirse, ben de onun nelere üzüldüğünü, hangi konularda çok hassas olduğunu, hangi durumlarda mali açıdan dar boğaza
gireceğini veya girdiğini, kimin onu kızdırdığını, üzdüğünü, canının nelere sıkıldığını, nelere boş verdiğini
bilirdim.
Bazen bana derdi ki seni düşününce kızımın kaderini görüp ağlıyorum.
Deme öyle derdim. Sen imanlı insansın. Kaderimizi yazan var.
Kâh camiye giderken yollarımız kesişirdi, kâh kapımdan geçerken aşağıdan seslenirdi.
Ben Antalya’ya göç kararı aldığımda çok üzülmesine rağmen sırf ben daha huzurlu olurum diye sakladı üzüldüğünü.
Telefonlaştığımızda birbirimizi özlediğimizi saklamadık.
Yine dertleştik yine gülüştük. Her telefonlaştığımızda helallik alsak da ne ben , ne o ölümü düşünemedik.
Belki de böyle güzel bir kardeşliğin ölümün soğukluğuna değmesini istemedik.
Yaşlanmaktan dem vurduk da, ölmekten hiç konuşmadık.
Ve bugün cep telefonuma gelen bir mesajla tokat yemişe döndüm.
Dostum, kardeşim, dertdaşım kalbine yenik düşmüştü.
Talip bey benim için yolu, yönü değişmeyen, yiğit, mert, dürüst, sevgi dolu, esprili, babacan adam gibi adam kelimesini de aşan kutup yıldızımdı.
Yıldızım kaydı dostlar
Bu dünyadan gerçek bir yıldız kaydı
كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ
ۗ وَنَبْلُوكُم بِٱلشَّرِّ وَٱلْخَيْرِ
فِتْنَةً ۖ وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh(fitneten), ve ileynâ turceûn(turceûne).
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.
