25 Aralık 2020 Cuma

Had bilmek, haddini bilmek, haddini bildirmek


 


Böyle bir yazı kaleme almak zorunlu olmasaydı kesinlikle yazmayı düşünmezdim.

İnsan olarak her birimizde olması gereken güzel hasletlerden biridir had bilmek.

Had bilmek, kısacık özetlersek “neler yapabileceğini, gücünün ve yeteneğinin nelere yetebileceğini bilerek onun ötesine geçmemek, ölçüsünü bilmek” demektir.

Bunu bilerek yaşayan, karşısındakine bu bilinçle davranan insan da haddini bilen insandır.

*

Dün öğleden sonra, annem, kızım ve oğlumla birlikte iken telefonum çaldı.

Telefondaki ses, biraz küstah biraz ukala ve biraz da elinde sopa dövmeye amade bir halde bana şunları söyledi:

- Bak Çiğdem Hanım, ben Gazi, seni iki yıldır takip ediyorum, bütün resimlerini de beğeniyorum ve hepsini saklıyorum. Şu son paylaştığın resmi hemen kaldır. Olmadı hiç o haçlı kadın. O boynunda haçı olan kadını derhal kaldırmazsan seni takip filan etmeyi bırakırım.

 

Anlayın bir anda neye uğradığımı. Ne haçı, ne kadını dedim ama şoktayım. Zira hiç tanımadığım birisi son derece cüretkar bir şekilde arıyor bir de bunları söylüyor.

Son yaptığım resim bir Uygur kızı, haç filan da yok ya boynunda, bir anda şaşırdım.

O kadar canım sıkıldı ki anlatamam. Bir yandan konuşmaya bir yandan da doğal olarak face duvarımı kontrola başladım acaba hangi resmimi gördü de bunları dedi diye.

 

Normalde hak edene hak ettiği şekilde konuşmayı gayet iyi bilirim.

Adama birşeyler söylemeye çalıştım ama oğlum yanıbaşımda oturduğu için yangına körükle gitmek de istemedim. Zira gençlerin bakış açısı, yaklaşımı bizler gibi olmuyor.

 

Ancak oğlum adamın bağıra bağıra konuşmasını duymuştu.

Hemen telefon numarasını kaydetti , boşver değmez evladım desem de adamı aradı kendince ne söylemesi gerekiyorsa o ruh haliyle, edebini bozmadan söyledi.

 

Hiç tanımadığınız biri sırf sizi iki yıldır takip ediyor diye kendinde bu hakkı görerek arıyorsa o kişi haddini bilmiyor demektir.

 

Eğer normal bir arama olsa (ki resim siparişi için arayan, fiyat soranlar olur buna alışkınım) , hal hatır sorsa, yaptığım resimleri beğendiğini ama birinde böyle birşey gördüğünden dolayı üzüldüğünü filan söylese anlarım.

Veya yine güzel bir girizgahtan sonra eğer var ise resimde gördüğü hataları söyleyip yapıcı bir dille beni eleştirse yine anlarım.

Ya da daha ince davranıp belki bu kadıncağız böyle zamansız aramalardan huzursuz olabilir diye düşünse, beğenmediği resmin altına yorum yazsa , o yorumu herkes okusa fikrini yazsa, ne kadar hassas bir insanmış der, daha da güzel anlarım.

Ki oğlum da bu Gazi beye bu hususu vurguladı konuşmasında.

Özetle haddini bildirdi.

Oturup yeniden resimlerimi taradım face duvarımda. Ama son iki yıldır öyle bir resim bulamadım.

 

Sonra birden jeton düştü :)

 

Dün instagramdan bir hatırlatma uyarısı almıştım, hikayeye koymam için ben de hiç düşünmeden tıklamıştım.İnstagram hatırlatmasa aklıma dahi gelmezdi zira resmi yapalı en az dört sene geçmiştir.Tıkladım geçti ve anında unuttum. Zira düşünecek çok daha önemli sorunlarım, boğuştuğum nice dertlerim var.

 

Diriliş Ertuğrul dizisindeki karakterleri çizerken o kızıl saçlı Hristiyan kadını da çizmiştim. Esasen o dizideki başlıca karakterlerin hemen hepsini çizmiştim. Müslüman, Hristiyan ayırımı yapmadan. sırasında tekfur çizildi sırasında arka plandaki herhangi bir alp.Bu hanım da o kapsamda çizilenlerdendi işte. Hatta o kadar beğenildi ki Fransız bir küratör yurtdışı satışı için portföyüne bile almıştı o zamanlar bu çalışmamı.

 

İkiyüz elli kadar çizim ile ülkemizde ve dünyada bir dizinin karakterlerini bu şekilde çizen ilk ve tek kişi olmuştum hatta.

 

İşte bu Gazi efendi (ismine hiç yaraşmayan bir biçimde) bana aba altından sopa gösteriyormuş meğer.

Kaldırmazsam beni instagramda takibi bırakacakmış.

Ay çok korktum, çok üzüldüm Gazi efendi beni takip etmeyi bırakırsa benim halim nice oluır diye :) :) :)

 

İşte oturup bu yazıyı yazmayı düşündüm sonra.

Eğer yaptığım resimlerden rahatsızlık duyanlar var ise, lütfen instagram ve ya face veya başka bir yerden takiptelerse lütfen beni takibi bıraksınlar, arkadaş isek sonlandırsınlar.

 

Çünkü ben özgürüm ve canım ne çizmek isterse çizerim , boyarım.

Birilerinin portre çizme manzara çiz demesini, sürekli akıl vermesini de anlamam mümkün değil.

İnsanlar bir başka insanın duygu ve düşüncelerini, hoşlandığı şeyleri değiştirmeye çalışma hakkını kendinde nasıl bulur bunu da anlayamıyorum. Mesela ben hiç kimseye (ailemdekiler de dahil) , çay içme, köfte, kuru fasulye, pilav yeme, şu diziyi seyretme, filanca yere gitme vb. demem. Bana ne, beden ve ruh sağlığına dokunmayacaksa neyi seviyorsa onu yapsın.Benim ne haddime derim yani.

 

Ayrıca, bir haç beni rahatsız etmez, bilakis dinimi daha çok sevmeme yol açar. Zira hamdolsun ki benim dinim en güzel dindir ve yüce kitabım haçlara, putlara, heykellere tapınmanın yanlışlarını öğrettiği gibi , yegane ve tek doğrunun ne olduğunu da bana öğretmiştir vesselam.

 

Sözlerim bu kadardır.

Selam ile

 

Çiğdem Altınöz

25/12/2020- Antalya

3 Mayıs 2020 Pazar

Oğuldan anneye doğum günü tebriği



Doğum günümün sabahında telefonumda whatsapp mesajı vardı küçük oğlumdan.
Çok ama çok mütehassis oldum. Hayatımda aldığım en güzel hediye idi bu satırlar.
O sebeple bloğuma da alacağım.
Hatıra kalsın diye
Çünkü ömür kısa, seneye belki varım belki yok.

Oğlum bu duvara bakınca annesinin ne kadar mutlu olduğunu bir kez daha anlasın.
Teşekkürler yavrum


[08:32, 03.05.2020] Emırım: Gunaydin.

Dogum gunun kutlu olsun anacigim. Allah seni basimizdan eksik etmesin. Hepimizin evinin diregisin. Umarim uzunca yillar mutlu oldugumuz refaha erdigimiz gunleri de gorecegiz.

Bu dunyada seni sevdigim kadar kimseyi sevmedim.

Ister karim olsun, ister kardesim olsun, ister cocugum olsun beni de kimsenin senin beni sevdigin kadar sevecegini ve anlayacagini dusunmuyorum.

Belki ben sana cok iyi bir dost degilim ve belki ben seni cok anlayamiyorumdur ama sen benim anam olmasaydin da en sevdigim ve guvendigim insanim olurdun.

Bir birey olarak karakterimdeki tum faziletleri sana borcluyum.

Senin gibi bir anam oldugu icin de gurur duyuyorum, umarim senin de gurur duyacagin bir evlat olurum nihayetinde. 

Senin kiymetini bilmeyenler inanki senin ilk yoklugunda derin bir boslukta hissedecekler kendilerini.

Bir ömür degil, torunlarin torunlari dahi senin hikayeni anacak anlatacak.
Oyle bir iz birakiyorsun farketmesen de geriye.

Sana yeni yasinda sabirlar diliyorum, hicbirimizin anlamadigi bir zorluktasin biliyorum.

Elif bir yandan, anneannem bir yandan, cilekes omrunun ustune yeni cile sayfalari aciliyor.

Ama onda bile guzellik katiyorsun etrafina, sanat yapiyorsun, insanlara yardim ediyorsun.

Bir filozof der ki, insanligin en buyuk yanilgisi bu dunyada mutlu olmak icin geldigimizdir.

Belki de hepimiz sonu gelmez bir mutsuzlugun esiriyiz. Ama bu zorluklarda ufak seyler cekilir kiliyor hayati.

Benim hayati cekilir ve yasanir kilan detayim da sensin.

Lutfen kendini bu zorluklarin girdabina kaptirma, sen daha iyi biliyorsun bu donemin seni ruhen ne kadar yoracagini, bildigin tezgaha esir olma, anneannem bugun var yarin yok, suracikta otursaydi da yuzunu gorseydim konusamasa, sacmalasa bile diyeceksin belki de.

O belki sana senin bizim yaptigimiz gibi analik yapamadi, ama biliyorsun onun kadar kalbi temiz insan evladi da az gelmistir bu kirli dunyaya.

Kendisi artik aramizda degil neredeyse, biz onun kibarliginin, temiz kalpliliginin anisina sabir edelim anacim.

O da bir birey olarak ibadetinden ve iyiliginden zerre odun vermedigi, tertemiz bilincini kaybetti kaderin oyunu, en azindan son zamanlarinda bu kadarcik cileyi cektirmeyi hakki olsun.

Sen, H.T. gibi asla haketmeyen insana sabir ettin, hastalandi, baktin.
Bunu dusunerek belki hafifletmeye calisirsin biraz kendini.

Seni cok seviyorum.

Abime yazacagim, belki karantina bitince gelip beni almak isterse yarin kutlariz, almazsa da gorustugumuzde kalir artik.

Bugun kendine soz ver bir seylere sinirlenme, yak sigarani muzik dinle, balkonda kus sesi dinle, ac bir film seyret. Elife yaptir biraz bir seyler....

Opuyorum guzel ellerinden. 
Sana iyi uykular.

[10:33, 03.05.2020] Cigdem Altinoz: Oğlum, can parçam yavrum. Aldigim en guzel hediyem



6 Nisan 2020 Pazartesi

Annelere vasiyetimdir



İlkokul ikinci sınıfa geçtiğim yaz babamın Ağrı Doğubeyazıt ilçesine tayini çıkmıştı. 
Yükümüzü yükleyip gittik

Dedeme aşkla bağlıydım ve gitmek istememiştim ondan ayrılıp, çok ağladım dedem dedem diyerek.
Benim bu dede aşkım ve elbette dedemin de ısrarıyla babam beni dedemlere getirip, bıraktı.

Mutluydum çok. 
Babaanneciğim sabırla, elleriyle lokma lokma beslerdi beni.

O zamanlar İş Bankası minik bir cep ajandası çıkarmış.
Babaannem bana onu hediye etti ve dedi ki:

- Geç şimdi karşıma ben ne dersem bu ajandaya yaz, yazdıklarını da ezberlersen sana çok güzel bir masal anlatacağım
Ama bu duayı her gece yattığında okursan, ben de sana dua edeceğim.

Tamam dedim sevinçle
Babaanem camın önündeki koltuğa otururdu her zaman, karşısında da dedemin koltuğu vardı.
Kahvelerini hep o camın önünde ve hep aynı zaman diliminde içerlerdi.
.
Sehpayı babannemin önüne getirdim ve oturdum ayaklarının dibine
O söyledi, ben yazdım ama tabi kocaman kocaman harflerle
Yazdırdıkları bittiğinde o küçük ajanda neredeyse dolmuştu

Ve başladım ezberlemeye
Günler içinde hepsi aklımdaydı artık

Babannemin karşısına geçip hatasız okuduğumda, çok sevindi.

Kucağına aldı beni ve orada sabahı bekleyen köylülerin masalını dinledim.

Bir köy vardı uzaklarda ve orada hiç gündüz olmuyordu.

Köylüler köyün girişindeki direklere bağlanmış halatlara asılıp çekiyorlar ve güneşi battığı yerden çıkaracaklarına inanıyorlardı. 

Günlerce iplere asılıyorlardı ama bir türlü doğmuyordu güneş.

Sonra bir gün bir yolcu geldi köye, onlara güneşi geri getirebileceğini söyledi ve karşılığında da onların hakanı olarak onları yönetme şartını ileri sürdü

Köylüler çaresiz kabul ettiler, çünkü hayatları hep karanlıkta geçiyordu.

Yolcu o gece tüm köy evlerine çekilip uyuduktan epey sonra atına yüklemiş olduğu kutuları açtı.
Kutuların içinde tavuklar ve iri, pırıl pırıl renkli tüyleri olan bir horoz vardı

Horoz gururla gezindi etrafta, tavuklar da peşinde. Ve ötmeye başladı.

Horoz öttükçe tan yeri ağarmaya, kızıllaşmaya başladı ve güneş doğdu

Tüm köylüler hiç duymadıkları horoz sesiyle zaten yataklarından fırlamışlardı.

Günün ağardığını ve güneşin doğduğunu görünce hepsi yerlere kapaklanıp dualar ederek yöneticilerine sadık kalacaklarına söz verdiler.

O günden sonra o köyde bolluk, bereket çoğaldı, insanlar mutlu mesut yaşadılar.
.
İşte bu masaldan da etkilenmiş olacağım ki bahçeye benim için kurulan salıncağın iplerini çekmeye, masaldaki köylüler gibi günlerin çabuk geçmesini istemeye başladım.

Anladılar ki anamı babamı özlemişim.
Dedeciğim aldı beni yanına , uzun bir yolculuk sonrası Doğubeyazıttaki kerpiç evimize döndüm
Geçen o süreçte bana en güzel hediye babaanneciğimin ezberlettiği dua oldu.
.
Bu anıları yaşayalı çok uzun yıllar oldu

Yaş kemale ererken dizimin dibinde oturtup bu duayı ezberletecek küçük bir torun da olmadığına göre (benim torun üniversite çağında çünkü) bari şuracığa yazayım da dursun, bir izim kalsın dedim.

Olur ya belki hem masalı çocuklarına anlatıp hem de gece yatma duasını evlatlarına/torunlarına ezberletmek isteyen birileri olabilir.

Vasiyetim gibi olsun bu yazı ve şuracıkta dursun


Selam ve dua ile

Yattım sağıma, döndüm soluma
Melekler şahit olsun, dinime, imanıma
Benden selamlar olsun, varacak mekanıma
La ilahe illallah
Nurdan direk
Muhammeden Resulullah
Her dem gerek
.
Ya delilim delalet, 
Ya kerimim keramet
Son nefeste selamet
Dinim, imanım sana emanet ya Rabbel alemin

Günahım ve isyanım çoktur
Senden gayri isteyecek yüzüm yoktur
Rahmetinin nihayeti yoktur
Af ve mağfiret eyle ya Rabbel alemin
.
Evimizin etrafı kırk atlı
Kırkı da Muhammed adlı
Kilidimiz Cebrail, bekçimiz Allah
Sen koru ya Resulullah
Yattım Allah, kalkarım inşallah
Kalkamazsam
Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah



1 Nisan 2020 Çarşamba

Güzel kızım bu yazı sana...



Cumhurbaşkanımız “Biz birlikte başarırız Türkiyem” dedi ve bir kampanya başlattı.
Biz Akpartiliyiz ya da biz siyah partiliyiz demedi.
Tüm halkı davet etti güzel bir hayır yarışına.

Akabinde twetterde “Zırnık yok” kampanyası başlattı kalbi kararmış tipler.

Benim izlenimim halk nezdinde bu kampanyanın kabul gördüğüdür. Elbette bazıları (genç/ya da yaşı ileri) içlerindeki nefretle yüzleşip bir türlü kalp yumuşaklığına erişmedikçe, beyaza kara, iyiye kötü demekte ısrarcı olacaktır.

Bir yardım hareketinin tek yerde toplanması güzeldir. Sonra aynı merkezde gerçek ihtiyaç sahiplerinin yine devletçe kontrol edilmesi ve yardımların buna göre eşit dağıtımı daha da güzeldir. Adaletli olur.

Elbette normal zamanlarda insanlar eğer yardım yapmak isterlerse diledikleri kişiye/kuruma/vakfa/derneğe/ düşünce kuruluşuna/ dini işlevleri ağırlıklı olan tarikatlar vb yardım yapabilirler.

Ama şimdi içinden geçmekte olduğumuz zaman dilimini düşündüğümüzde aklın yolu yek vücut olarak yaralara merhem olmaktan geçer.

Gerek günlük kazanıp yiyen vatandaş, gerek dükkanını kapatmak zorunda kalan esnaf, gerekse ithal ihraç işleri donan sanayici vb., gerek sanatçılar velhasıl pek çok kesimin işleri dondu.

Devlet evvela sanayi çarkı dönsün, ekonomi hepten alt üst olmasın diye önlemler aldı. Yine zorda kalan işsizlere maaş ve yardım yapılabilmesi için yine ilgili bakanlıkça yardım yapılmasına karar verdi.

Ama mesela sigortası olmayan, kimi kimsesi bulunmayan binlerce garip gureba olabilir ve bunların hepsinin reel durumundan ne belediye ne devlet haberdar olmayabilir.
 İşte asıl mesele bunlara erişebilmektir.

O sebeple hem devlet hem vatandaş katkısıyla bir kutuda toplanan miktarın gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşabilmesi için o kişilerin tespiti, ülkenin her yerindeki muhtarlar, belediye yetkilileri ile kolayca bulunacaktır. Ve bu tür ihtiyaç sahiplerini bulmakta senden benden hızlı sonuç alacaklardır.

Burada akla gelen hemen ya ayırım yapılırsa ya işe siyaset bulaşırsa korkusu olabilir.
Ve bunu da genelde dine çok da sıcak bakmayan kişilerle, Müslüman görüntüsü altında şeytanın atına binmişler düşünür.

Gerçek bir Müslüman zorda kalana yardım edilecek bir paranın gerçekten o durumda olana gitmesini ister düşünür ama bunu düşünürken bu hangi partiden diye düşünmez. Aslolan Allah katında hoşnutluk olduğunda siyaset dış kapının mandalı durumundadır.

İşte bu yardımın devlet eliyle bir havuzda toplanmasına gerçek Müslüman bu açıdan sevinir.
A belediyesinin kayırdığına b belediyesi çomak sokamayacak, gerçek mağdurlara direk devlet eliyle yardım yapılabilecektir. Yani araya üçüncü beşinci kişilerin girmesi önlenecek, direk devletin yetkili makamlarının kontrolunda bu yardım ulaşacaktır. Aklın yolu da adaletli olmanın da yolu budur.

Gün birlik olma, hayırda, iyilikte yarışma günüdür. 
Siyaset dehlizlerinde kalp karartma günü hiç değildir.

11 Mart 2020 Çarşamba

Sayın Babacan


Önce twetterde videonuzu izledim, sonra Facebookta açılan sayfanızı inceledim.
Tavsiye eder misiniz sorunuza hayır deyince bir pencere açıldı ve bir soru çıktı.

"Deva partisi nasıl iyileştirilir" diye sormuşsunuz.

Partinizin kısa adı deva ama kendinize deva bulamamış olacaksınız ki bu soruyu hazırlamışsınız.
Deva logonuz bile şifa gibi düşündürmüyor.

Şimdi izninizle şahsınızda, tüm muhalif olanlara toplu yanıt vereceğim sade bir vatandaş olarak.
.
“Demokrasi zamanı geldi” diyorsunuz.

Üllkemizde demokrasi yoksa, nasıl parti kurdunuz ve konuşabiliyorsunuz?

 “Türkiye tek bir akla, dar bir kadroya sığdıralamayacak kadar büyük bir ülkedir ” diyerek diktatör ve ekibi demek istediğinizi anlayamayacak zekada değiliz hamdolsun.

Eğer dikta ile yönetiliyorsak siz nasıl bunca özgürsünüz?

Başımızda bir diktatör varsa onca muhalif her gün nasıl çemkiriyor?
,
Evet Türkiye büyük bir ülkedir.

Yüz yıllık esaretten kurtuldukça şahlanan, tarihiyle, atalarıyla gurur duymayı (unutturulmaya çalışılsa da) unutmayan, yaşadıklarından ders almayı bilen, darbeye karşı darbe yaparak özgürlüğünü, bağımsızlığını kanıyla , canıyla ödeyen halkıyla büyük bir ülkedir.
Vatan için can verilmemiş olsaydı, toprak şehid kanıyla sulanmasaydı o toprağa vatan/ülke denilebilir miydi?

“Atılım zamanı geldi” diyorsunuz
Atılım yok ise bizler 2071 hedeflerine bile nasıl vakıfız?
Siz bizleri yapılan onca hizmeti görmeyecek, hedefe kilitlenmeyen namertlerden mi sanıyorsunuz?

“İyileşme zamanı geldi” diyorsunuz... evet haklısınız.
Safralarımızdan kurtulduğumuzda iyileşeceğimizi biliyoruz ve o safraların neler olduğunun bilincindeyiz.

Sayın Babacan, konuşmanızda “insanlar yoruldu” diyorsunuz.

Evet, yorulduk
Ama liderimizden değil.

Onun adam deyip yücelttiklerinin sürekli arkasından bıçaklamaya çalışmasından yorulduk.

Kendini saklayıp, piyonlarını sahneye süren sinsilerden yorulduk.

Kalitesiz, aşağılık, ahlak dışı , edepsiz, inançsız, yalanı ilah etmiş, kendine muhalefet partisiyiz diyen ama sürekli ülkesinin aleyhinde olan muhalefetten yorulduk.

Yerli ve milli olmamaktaki inatlardan, el atına binmeyi marfiet sananlardan yorulduk.

Oy avcılığı için gösteriş Cumalarından, sahte dini gösterilerden, ateistlerin iftar sofralarında görüntü vermesinden de yorulduk.

Ve her rakibin “dini siyasete alet etmeyeceğiz” teranesinden yorulduk.

Bizler elhamdülillah Müslümanız.

Müslüman mahallesinde salyangoz satmanızdan yorulduk.

ABD/AB/İsrail ve tüm bölücü mihraklara kendinizi maşa etmenizden yorulduk.

Kibirlerinizden, hırslarınızdan, kendinizi her zaman halktan üstün görmelerinizden yorulduk.

Siz ve benzerlerinizin bizleri koyun gibi görmenizden yorulduk.

Karakter üstünlüğünü görmezden gelip, diploma üstünlüğünü birşey sanmanızdan yorulduk.

Sevilen, saygı duyulan, inanılan insanlara sürekli saldırmanızdan yorulduk.

Özetle
Bizi asla anlamamanızdan, başka mahallelerin değneği olmanızdan yorulduk.
Bir bitemediniz vesselam
.
Ömrünce hiç bir partiye üye olmayan,
Tek bir paket makarna, yardım vb almayan
Aklıyla kalbi aynı paralelde çalışan sıradan, sade bir vatandaş


6 Mart 2020 Cuma

Çaydanlığın şarkısı




Sene 1970...
Canım dedeme kanser teşhisi konalı epey olmuş.

Annem dedemin evinde kalmaya başladı.
Biz ise ablamla okula gittiğimiz için mecburen Üsküdar’daki evimizde kalmak zorundaydık.

Okul dönüşü sobayı yakmayı ilk deneyişim.
Nerden bileyim soba yakmasını ? 

Okuldan eve gelişlerimizde ev hep sıcacıktı. Ve sobanın üzerinde yeni demlendim diye mırıldanan çaydanlık olurdu.

Gazı üstten boca edip kibriti de atınca sobanın bomlayarak yanması ama benim de göğsüme inen örgülü saçlarımın yanması unutamadığım anılarımdandır.

Hafta sonları giderdik Suadiye’ye dedemi ziyarete ve annemizle özlem gidermeye
Dedeme iğne yapmaya gelen bir sağlık memuru amca vardı.

Hatıra defterime birşeyler yazmasını istemiştim.

O zamanlarda eve sağlık memurunun gelmesi profesör gelmişcesine önemli bir durumdu zira..

Şöyle birşey yazmıştı aklımda kaldığınca ” küçük hediyelerden büyük mutluluklar elde etmeni dilerim”

O zaman beni hiç tanımayan birinin böyle birşey yazması ilgimi çekmişti.

Yaşamım boyunca da hep öyle oldu aslında.

Küçük şeylerden büyük keyifler almayı bilerek geçirdim ömrümü.

Bu gün 63 yaşımın bitmesine iki ay kala geçmişe yolculuklar yaptığımda ve bu günün gençleriyle kendi gençliğimi kıyasladığımda gerçekten üzülüyorum.

Biz zaman ne kadar hızlı akıyor diye üzülürken, onlar bu hızın yarattığı başdönmesiyle meşguller.

Belki bir gün onlar da bu günlerini nostaljik anı diye anlatacaklardır

Ama sobanın üzerinde çaydanlığın şarkısını dinleyemeyen bir neslin anıları ne kadar duygulu olur inanın bilemiyorum

26 Şubat 2020 Çarşamba

Fütursuzluk



Her gün gerek televizyonlarda gerek radyolarda bir sürü haber dinler, izleriz.
Yazılı ve görsel basını da hepimiz kendi belirlediğimiz şekilde okur, takip ederiz.
Elbette haberciliğin kendince kuralları vardır.
Ve kurallara uyulmamasının da kanunlarca/hukukça belirlenmiş kuralları da vardır.
Kişi ve kurumlar kanunların kendilerine verdiği haklar çerçevesinde kurallara uyarak yaşarlarsa, zaten sorun yok.
Dirlik düzenlik içinde yaşar gideriz.
İstenen, hayal edilen de kavgasız, gerilimsiz, huzur içinde bir yaşam değil mi zaten?

Benim anlayamadığım birşey var.

Şu sosyal medyada bile tıkır tıkır işleyen bir sistem var.
Demem şu ki, bir şahsın söylemleri paylaşımları o sosyal medya platformunun koymuş olduğu kurallara uygunsa ömür boyu paylaşım yapar, yazar, çizer ve kendisine asla uyarı, bir ay yayın yapamama cezası filan gelmez.
O sistemin kendince zararlı bulduğu hususlar olunca yayın yasağı , yorum yasağı vb.geliyor. Ve kişi sabırla ceza süresinin dolmasını bekliyor. Haa ceza bitiminde yine karşı tarafa aykırı gelecek işler yaparsa ya yeniden ceza alıyor ya hesabı donduruluyor. Elbette o sosya medya platformunun olaylara hangi cenahtan baktığı, bir paylaşımın yararı ve zararını neye/kime göre faydalı ve zararlı tartşılabilir. Konumuz o değil.

Benim şaşırdığım, aklımın tam alamadığı bir husus varsa o da siyasetçilerin, köşe yazarlarının , televizyonda boy gösterenlerin ya da kendini toplumun üzerinde gören, isminin önüne ekler almış zat-ı muhteremlerin fütursuzca söylemleri, yalanları, çamur atmaları hatta hakarethamiz söylem ve eylemleri karşısında sistemin kendini ve halkı korumak adınayapılması gereken işlemlerde neden hep geç kaldığı, görmezden geldiği ya da göremediği yönünde.

Bir sosyal medya platformu bile kendince bir düzen kurup kısa sürede kişi ya da kişiler hakkında kendince bir cezalandırma sistemi kurmuş ve uygulayabiliyorsa (ki onlar bile itiraz etme hakkı tanıyor, kısa sürede inceleyip karara bağlayabiliyor) bizim devlet sistemimiz neden bunu tam olarak başaramıyor?

Özgürlük, demokrasi, sevgi, gaygı, hoş görü, insan hakları gibi kavramlar helyum gazıyla şişirilip uçmaya bırakılmış kocaman balonlara benziyor.

Yalan, hile, düzenbazlık ise sinsi ve kokuşmuş varlığıyla her gün her yerde cirit atıyor.
Öyle ya da böyle şekillerde milyonların tanıdığı isimler televizyon ekranlarında gözümüzün içine baka baka yalan söyleyebiliyor, sahte belgelerle donatılmış dosyaları ellerinde sallayanlar dürüstlük abidesi havasında gösterilmeye çalışılıyor, yine insanı çileden çıkarmaya yönelik eylem ve söylemler havada uçuşuyor.

Günde en az bir iki kez yalan söylemeyi asla ihmal etmeyenler, kendi uydurdukları putlara tapanlar, Allah’ın dinini kendi kafasına göre budayıp raydan çıkan ve diğerlerini de raydan çıkarmaya çalışanlar, özele saygısızca davranmayı meslek edinip bundan rant elde edenler, kimin eli kimin cebinde belli olmayan dizilerle ekranları işgal edenler, kanallar arasında koşturarak her konuda ahkam kesmeyi marifet sananlar, yediğimize içtiğimize bin türlü hile katanlar, gaspçılar, kadın dövmeyi , öldürmeyi marifet sananlar, aile kurumuna saygısızca davrananlar, boşanmayı rant aracı olarak gören sabırsız, bencil kendini bir halt zanneden kadıncıklar, öğretmenine saldıran öğrenciler, onca eğitimi alıp kendini, vicdanını, milli/manevi değerlerini yüceltemeyen, eğitemeyen eğitimciler, hayvanseverliğiyle övünürken yan komşusunun aç olduğundan habersiz gösterişçiler
Daha sayayım mı? Bitmez bu liste uzar gider böyle. Çünkü insanoğlu kendi uçurumunu hazırlarken yardımcısı , yardakçısı , yalakası, yataklık edeni çok oluyor

Ağır işleyen hantal bir sistem var ve geciken adalet adalet değil
İşte bunu alayamıyorum ben.
Bir facebook bile kendi cezalandırma sistemini kurup jet hızıyla gündeme getirip sürekli kendini güncellerken
Bizim savcılar, hakimler, avukatlar ve bilumum hukukçular, kolluk kuvvetleri internet denilen bilmem kaç hızla çalışan bir sistemden bi habermiş gibi davranarak ve kurulmuş iyi kötü bir düzen varken bunu hızlandırabilmek yerine daha da ağır aksak davranmayı seçerler anlamam mümkün değil.
Hukuk guguk kuşuna dönmüşse, tez elden düzeltilmeli
Karar vericiler kendilerini güncellemeli
Vicdan ve cüzdan kesinlikle birbirinden ayrılmalı





26 Şubat 2020- Antalya

21 Şubat 2020 Cuma

Kafatasçılar


 


“Almanya'nın Hessen Eyaleti'ne bağlı ve Frankfurt kenti yakınlarındaki Hanau kasabasında, iki ayrı kafe silahla tarandı. Olayda 11 kişi hayatını kaybetti”

Haberde kafe denip geçiliyor ama klasik Avrupa kafesi değil nargile kafe bu. Yani Türklerin ve daha çok nargile kültürüne sahip diğer uyruklardaki insanların sayıca daha çok, Almanların ise az olabileceği iki yeri basıyor ve can alıyor bu sapık , ırkçı
.
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, ırkçı terörün ülkede yeniden bir tehlike haline geldiğini belirtmiş.
Eh yani... Günaydın.
Sen teröriste kucak aç, solcusu, komunisti, pkksı, fetöcüsü, kuyruğunu kıstırıp sana kaçan her haine müsamaha göster, ülkende uzun yıllardır kafatasçıların olduğunu bil ama üstünü ört , sonra endişelen.
Ne güzel dünya.
.
Çok merak ediyorum dünya bu olaya nasıl bakıyor/ bakacak?
Kendine kör olup bizim ülkemize her daim mercekle bakanlar bu tür durumlarda acaba ne tür tepki verir ?

Günü kurtarmak adına ayıp olmasın diye kınayıp içlerinden sevinenler var mıdır?
Yıllar yıllar önce , ekmek parası için oralara gidip kalan, çalışan, emekli olan, ev alan veya iş kurup köşe olan, ülkesine yazdan yaza gelen, bilmem kaçıncı nesil olduk buralarda diyerek kendini oraya ait hissedip ülkesine dönmeyi düşünmeyenler , "artık burada yaşar gideriz, memlekete cenazemiz gider" diyenler ne hissediyor?
Sırasında “ Buralar da çok medeni memleket be kardeş” diyen, her fırsatta kendi ülkesine burun kıvıran,
” Aaa evet, tabi geldikçe değişimleri de görüyoruz ama” diye başlayan cümleler kurarak ülkemin yöneticilerini de insanını da beğenmeyenler ne düşünüyor?
.
Avrupaya Avrupalıya toz kondurmayanlar olaya hangi pencereden bakıyor?
Bizde bildiği bilmediği her konuda ahkam kesen, her kanala koştura koştura gidip tükürüklerini saça saça konuşmaya teşne olanlar, gezici gezentiler filan ne düşünüyor? (Hoş onların ne düşüneceği belli, bizdeki sığınmacılara hangi gözle baktıklarını bildiğimizden fazla etkilenmezler bu tür olaylar karşısında)
.
Bir anlayın artık, bize bizden başka dost olmadığını.
Bu olay salt sapık birinin olayı değil.
.
Hilal Haç savaşının üzerine etnisite tozu serpilerek her an, her yerde hortlatıldığını, bitmeyeceğini anlayın ne olur.
Hakk’ı ve halkını savunan kaç yiğit kaldı şu dünyada?
Hangi ülkenin ordusu ve insanı, mazluma benim ülkem gibi kucak açar, korur , kollar?
Yüzyıllarca her dinden ve ırktan olanı bağrına basan, adaletle yöneten bir imparatorluk ve sonrasında bu ahlak üzre mevcudiyetini devam ettiren, sömürmek yerine yardım eden, sığınana kucak açan, mazluma merhametli , zalime şahin kesilen kaç devlet var?
.
Ölen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.
Umarım ve dilerim ki bu son olur.


Çiğdem Altınöz