26 Şubat 2020 Çarşamba

Fütursuzluk



Her gün gerek televizyonlarda gerek radyolarda bir sürü haber dinler, izleriz.
Yazılı ve görsel basını da hepimiz kendi belirlediğimiz şekilde okur, takip ederiz.
Elbette haberciliğin kendince kuralları vardır.
Ve kurallara uyulmamasının da kanunlarca/hukukça belirlenmiş kuralları da vardır.
Kişi ve kurumlar kanunların kendilerine verdiği haklar çerçevesinde kurallara uyarak yaşarlarsa, zaten sorun yok.
Dirlik düzenlik içinde yaşar gideriz.
İstenen, hayal edilen de kavgasız, gerilimsiz, huzur içinde bir yaşam değil mi zaten?

Benim anlayamadığım birşey var.

Şu sosyal medyada bile tıkır tıkır işleyen bir sistem var.
Demem şu ki, bir şahsın söylemleri paylaşımları o sosyal medya platformunun koymuş olduğu kurallara uygunsa ömür boyu paylaşım yapar, yazar, çizer ve kendisine asla uyarı, bir ay yayın yapamama cezası filan gelmez.
O sistemin kendince zararlı bulduğu hususlar olunca yayın yasağı , yorum yasağı vb.geliyor. Ve kişi sabırla ceza süresinin dolmasını bekliyor. Haa ceza bitiminde yine karşı tarafa aykırı gelecek işler yaparsa ya yeniden ceza alıyor ya hesabı donduruluyor. Elbette o sosya medya platformunun olaylara hangi cenahtan baktığı, bir paylaşımın yararı ve zararını neye/kime göre faydalı ve zararlı tartşılabilir. Konumuz o değil.

Benim şaşırdığım, aklımın tam alamadığı bir husus varsa o da siyasetçilerin, köşe yazarlarının , televizyonda boy gösterenlerin ya da kendini toplumun üzerinde gören, isminin önüne ekler almış zat-ı muhteremlerin fütursuzca söylemleri, yalanları, çamur atmaları hatta hakarethamiz söylem ve eylemleri karşısında sistemin kendini ve halkı korumak adınayapılması gereken işlemlerde neden hep geç kaldığı, görmezden geldiği ya da göremediği yönünde.

Bir sosyal medya platformu bile kendince bir düzen kurup kısa sürede kişi ya da kişiler hakkında kendince bir cezalandırma sistemi kurmuş ve uygulayabiliyorsa (ki onlar bile itiraz etme hakkı tanıyor, kısa sürede inceleyip karara bağlayabiliyor) bizim devlet sistemimiz neden bunu tam olarak başaramıyor?

Özgürlük, demokrasi, sevgi, gaygı, hoş görü, insan hakları gibi kavramlar helyum gazıyla şişirilip uçmaya bırakılmış kocaman balonlara benziyor.

Yalan, hile, düzenbazlık ise sinsi ve kokuşmuş varlığıyla her gün her yerde cirit atıyor.
Öyle ya da böyle şekillerde milyonların tanıdığı isimler televizyon ekranlarında gözümüzün içine baka baka yalan söyleyebiliyor, sahte belgelerle donatılmış dosyaları ellerinde sallayanlar dürüstlük abidesi havasında gösterilmeye çalışılıyor, yine insanı çileden çıkarmaya yönelik eylem ve söylemler havada uçuşuyor.

Günde en az bir iki kez yalan söylemeyi asla ihmal etmeyenler, kendi uydurdukları putlara tapanlar, Allah’ın dinini kendi kafasına göre budayıp raydan çıkan ve diğerlerini de raydan çıkarmaya çalışanlar, özele saygısızca davranmayı meslek edinip bundan rant elde edenler, kimin eli kimin cebinde belli olmayan dizilerle ekranları işgal edenler, kanallar arasında koşturarak her konuda ahkam kesmeyi marifet sananlar, yediğimize içtiğimize bin türlü hile katanlar, gaspçılar, kadın dövmeyi , öldürmeyi marifet sananlar, aile kurumuna saygısızca davrananlar, boşanmayı rant aracı olarak gören sabırsız, bencil kendini bir halt zanneden kadıncıklar, öğretmenine saldıran öğrenciler, onca eğitimi alıp kendini, vicdanını, milli/manevi değerlerini yüceltemeyen, eğitemeyen eğitimciler, hayvanseverliğiyle övünürken yan komşusunun aç olduğundan habersiz gösterişçiler
Daha sayayım mı? Bitmez bu liste uzar gider böyle. Çünkü insanoğlu kendi uçurumunu hazırlarken yardımcısı , yardakçısı , yalakası, yataklık edeni çok oluyor

Ağır işleyen hantal bir sistem var ve geciken adalet adalet değil
İşte bunu alayamıyorum ben.
Bir facebook bile kendi cezalandırma sistemini kurup jet hızıyla gündeme getirip sürekli kendini güncellerken
Bizim savcılar, hakimler, avukatlar ve bilumum hukukçular, kolluk kuvvetleri internet denilen bilmem kaç hızla çalışan bir sistemden bi habermiş gibi davranarak ve kurulmuş iyi kötü bir düzen varken bunu hızlandırabilmek yerine daha da ağır aksak davranmayı seçerler anlamam mümkün değil.
Hukuk guguk kuşuna dönmüşse, tez elden düzeltilmeli
Karar vericiler kendilerini güncellemeli
Vicdan ve cüzdan kesinlikle birbirinden ayrılmalı





26 Şubat 2020- Antalya

21 Şubat 2020 Cuma

Kafatasçılar


 


“Almanya'nın Hessen Eyaleti'ne bağlı ve Frankfurt kenti yakınlarındaki Hanau kasabasında, iki ayrı kafe silahla tarandı. Olayda 11 kişi hayatını kaybetti”

Haberde kafe denip geçiliyor ama klasik Avrupa kafesi değil nargile kafe bu. Yani Türklerin ve daha çok nargile kültürüne sahip diğer uyruklardaki insanların sayıca daha çok, Almanların ise az olabileceği iki yeri basıyor ve can alıyor bu sapık , ırkçı
.
Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, ırkçı terörün ülkede yeniden bir tehlike haline geldiğini belirtmiş.
Eh yani... Günaydın.
Sen teröriste kucak aç, solcusu, komunisti, pkksı, fetöcüsü, kuyruğunu kıstırıp sana kaçan her haine müsamaha göster, ülkende uzun yıllardır kafatasçıların olduğunu bil ama üstünü ört , sonra endişelen.
Ne güzel dünya.
.
Çok merak ediyorum dünya bu olaya nasıl bakıyor/ bakacak?
Kendine kör olup bizim ülkemize her daim mercekle bakanlar bu tür durumlarda acaba ne tür tepki verir ?

Günü kurtarmak adına ayıp olmasın diye kınayıp içlerinden sevinenler var mıdır?
Yıllar yıllar önce , ekmek parası için oralara gidip kalan, çalışan, emekli olan, ev alan veya iş kurup köşe olan, ülkesine yazdan yaza gelen, bilmem kaçıncı nesil olduk buralarda diyerek kendini oraya ait hissedip ülkesine dönmeyi düşünmeyenler , "artık burada yaşar gideriz, memlekete cenazemiz gider" diyenler ne hissediyor?
Sırasında “ Buralar da çok medeni memleket be kardeş” diyen, her fırsatta kendi ülkesine burun kıvıran,
” Aaa evet, tabi geldikçe değişimleri de görüyoruz ama” diye başlayan cümleler kurarak ülkemin yöneticilerini de insanını da beğenmeyenler ne düşünüyor?
.
Avrupaya Avrupalıya toz kondurmayanlar olaya hangi pencereden bakıyor?
Bizde bildiği bilmediği her konuda ahkam kesen, her kanala koştura koştura gidip tükürüklerini saça saça konuşmaya teşne olanlar, gezici gezentiler filan ne düşünüyor? (Hoş onların ne düşüneceği belli, bizdeki sığınmacılara hangi gözle baktıklarını bildiğimizden fazla etkilenmezler bu tür olaylar karşısında)
.
Bir anlayın artık, bize bizden başka dost olmadığını.
Bu olay salt sapık birinin olayı değil.
.
Hilal Haç savaşının üzerine etnisite tozu serpilerek her an, her yerde hortlatıldığını, bitmeyeceğini anlayın ne olur.
Hakk’ı ve halkını savunan kaç yiğit kaldı şu dünyada?
Hangi ülkenin ordusu ve insanı, mazluma benim ülkem gibi kucak açar, korur , kollar?
Yüzyıllarca her dinden ve ırktan olanı bağrına basan, adaletle yöneten bir imparatorluk ve sonrasında bu ahlak üzre mevcudiyetini devam ettiren, sömürmek yerine yardım eden, sığınana kucak açan, mazluma merhametli , zalime şahin kesilen kaç devlet var?
.
Ölen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.
Umarım ve dilerim ki bu son olur.


Çiğdem Altınöz