Böyle bir yazı kaleme almak zorunlu olmasaydı kesinlikle yazmayı düşünmezdim.
İnsan olarak her birimizde olması gereken güzel hasletlerden biridir had bilmek.
Had bilmek, kısacık özetlersek “neler yapabileceğini, gücünün ve yeteneğinin nelere yetebileceğini bilerek onun ötesine geçmemek, ölçüsünü bilmek” demektir.
Bunu bilerek yaşayan, karşısındakine bu bilinçle davranan insan da haddini bilen insandır.
*
Dün öğleden sonra, annem, kızım ve oğlumla birlikte iken telefonum çaldı.
Telefondaki ses, biraz küstah biraz ukala ve biraz da elinde sopa dövmeye amade bir halde bana şunları söyledi:
- Bak Çiğdem Hanım, ben Gazi, seni iki yıldır takip ediyorum, bütün resimlerini de beğeniyorum ve hepsini saklıyorum. Şu son paylaştığın resmi hemen kaldır. Olmadı hiç o haçlı kadın. O boynunda haçı olan kadını derhal kaldırmazsan seni takip filan etmeyi bırakırım.
Anlayın bir anda neye uğradığımı. Ne haçı, ne kadını dedim ama şoktayım. Zira hiç tanımadığım birisi son derece cüretkar bir şekilde arıyor bir de bunları söylüyor.
Son yaptığım resim bir Uygur kızı, haç filan da yok ya boynunda, bir anda şaşırdım.
O kadar canım sıkıldı ki anlatamam. Bir yandan konuşmaya bir yandan da doğal olarak face duvarımı kontrola başladım acaba hangi resmimi gördü de bunları dedi diye.
Normalde hak edene hak ettiği şekilde konuşmayı gayet iyi bilirim.
Adama birşeyler söylemeye çalıştım ama oğlum yanıbaşımda oturduğu için yangına körükle gitmek de istemedim. Zira gençlerin bakış açısı, yaklaşımı bizler gibi olmuyor.
Ancak oğlum adamın bağıra bağıra konuşmasını duymuştu.
Hemen telefon numarasını kaydetti , boşver değmez evladım desem de adamı aradı kendince ne söylemesi gerekiyorsa o ruh haliyle, edebini bozmadan söyledi.
Hiç tanımadığınız biri sırf sizi iki yıldır takip ediyor diye kendinde bu hakkı görerek arıyorsa o kişi haddini bilmiyor demektir.
Eğer normal bir arama olsa (ki resim siparişi için arayan, fiyat soranlar olur buna alışkınım) , hal hatır sorsa, yaptığım resimleri beğendiğini ama birinde böyle birşey gördüğünden dolayı üzüldüğünü filan söylese anlarım.
Veya yine güzel bir girizgahtan sonra eğer var ise resimde gördüğü hataları söyleyip yapıcı bir dille beni eleştirse yine anlarım.
Ya da daha ince davranıp belki bu kadıncağız böyle zamansız aramalardan huzursuz olabilir diye düşünse, beğenmediği resmin altına yorum yazsa , o yorumu herkes okusa fikrini yazsa, ne kadar hassas bir insanmış der, daha da güzel anlarım.
Ki oğlum da bu Gazi beye bu hususu vurguladı konuşmasında.
Özetle haddini bildirdi.
Oturup yeniden resimlerimi taradım face duvarımda. Ama son iki yıldır öyle bir resim bulamadım.
Sonra birden jeton düştü :)
Dün instagramdan bir hatırlatma uyarısı almıştım, hikayeye koymam için ben de hiç düşünmeden tıklamıştım.İnstagram hatırlatmasa aklıma dahi gelmezdi zira resmi yapalı en az dört sene geçmiştir.Tıkladım geçti ve anında unuttum. Zira düşünecek çok daha önemli sorunlarım, boğuştuğum nice dertlerim var.
Diriliş Ertuğrul dizisindeki karakterleri çizerken o kızıl saçlı Hristiyan kadını da çizmiştim. Esasen o dizideki başlıca karakterlerin hemen hepsini çizmiştim. Müslüman, Hristiyan ayırımı yapmadan. sırasında tekfur çizildi sırasında arka plandaki herhangi bir alp.Bu hanım da o kapsamda çizilenlerdendi işte. Hatta o kadar beğenildi ki Fransız bir küratör yurtdışı satışı için portföyüne bile almıştı o zamanlar bu çalışmamı.
İkiyüz elli kadar çizim ile ülkemizde ve dünyada bir dizinin karakterlerini bu şekilde çizen ilk ve tek kişi olmuştum hatta.
İşte bu Gazi efendi (ismine hiç yaraşmayan bir biçimde) bana aba altından sopa gösteriyormuş meğer.
Kaldırmazsam beni instagramda takibi bırakacakmış.
Ay çok korktum, çok üzüldüm Gazi efendi beni takip etmeyi bırakırsa benim halim nice oluır diye :) :) :)
İşte oturup bu yazıyı yazmayı düşündüm sonra.
Eğer yaptığım resimlerden rahatsızlık duyanlar var ise, lütfen instagram ve ya face veya başka bir yerden takiptelerse lütfen beni takibi bıraksınlar, arkadaş isek sonlandırsınlar.
Çünkü ben özgürüm ve canım ne çizmek isterse çizerim , boyarım.
Birilerinin portre çizme manzara çiz demesini, sürekli akıl vermesini de anlamam mümkün değil.
İnsanlar bir başka insanın duygu ve düşüncelerini, hoşlandığı şeyleri değiştirmeye çalışma hakkını kendinde nasıl bulur bunu da anlayamıyorum. Mesela ben hiç kimseye (ailemdekiler de dahil) , çay içme, köfte, kuru fasulye, pilav yeme, şu diziyi seyretme, filanca yere gitme vb. demem. Bana ne, beden ve ruh sağlığına dokunmayacaksa neyi seviyorsa onu yapsın.Benim ne haddime derim yani.
Ayrıca, bir haç beni rahatsız etmez, bilakis dinimi daha çok sevmeme yol açar. Zira hamdolsun ki benim dinim en güzel dindir ve yüce kitabım haçlara, putlara, heykellere tapınmanın yanlışlarını öğrettiği gibi , yegane ve tek doğrunun ne olduğunu da bana öğretmiştir vesselam.
Sözlerim bu kadardır.
Selam ile
Çiğdem Altınöz
25/12/2020- Antalya
