11 Mart 2020 Çarşamba

Sayın Babacan


Önce twetterde videonuzu izledim, sonra Facebookta açılan sayfanızı inceledim.
Tavsiye eder misiniz sorunuza hayır deyince bir pencere açıldı ve bir soru çıktı.

"Deva partisi nasıl iyileştirilir" diye sormuşsunuz.

Partinizin kısa adı deva ama kendinize deva bulamamış olacaksınız ki bu soruyu hazırlamışsınız.
Deva logonuz bile şifa gibi düşündürmüyor.

Şimdi izninizle şahsınızda, tüm muhalif olanlara toplu yanıt vereceğim sade bir vatandaş olarak.
.
“Demokrasi zamanı geldi” diyorsunuz.

Üllkemizde demokrasi yoksa, nasıl parti kurdunuz ve konuşabiliyorsunuz?

 “Türkiye tek bir akla, dar bir kadroya sığdıralamayacak kadar büyük bir ülkedir ” diyerek diktatör ve ekibi demek istediğinizi anlayamayacak zekada değiliz hamdolsun.

Eğer dikta ile yönetiliyorsak siz nasıl bunca özgürsünüz?

Başımızda bir diktatör varsa onca muhalif her gün nasıl çemkiriyor?
,
Evet Türkiye büyük bir ülkedir.

Yüz yıllık esaretten kurtuldukça şahlanan, tarihiyle, atalarıyla gurur duymayı (unutturulmaya çalışılsa da) unutmayan, yaşadıklarından ders almayı bilen, darbeye karşı darbe yaparak özgürlüğünü, bağımsızlığını kanıyla , canıyla ödeyen halkıyla büyük bir ülkedir.
Vatan için can verilmemiş olsaydı, toprak şehid kanıyla sulanmasaydı o toprağa vatan/ülke denilebilir miydi?

“Atılım zamanı geldi” diyorsunuz
Atılım yok ise bizler 2071 hedeflerine bile nasıl vakıfız?
Siz bizleri yapılan onca hizmeti görmeyecek, hedefe kilitlenmeyen namertlerden mi sanıyorsunuz?

“İyileşme zamanı geldi” diyorsunuz... evet haklısınız.
Safralarımızdan kurtulduğumuzda iyileşeceğimizi biliyoruz ve o safraların neler olduğunun bilincindeyiz.

Sayın Babacan, konuşmanızda “insanlar yoruldu” diyorsunuz.

Evet, yorulduk
Ama liderimizden değil.

Onun adam deyip yücelttiklerinin sürekli arkasından bıçaklamaya çalışmasından yorulduk.

Kendini saklayıp, piyonlarını sahneye süren sinsilerden yorulduk.

Kalitesiz, aşağılık, ahlak dışı , edepsiz, inançsız, yalanı ilah etmiş, kendine muhalefet partisiyiz diyen ama sürekli ülkesinin aleyhinde olan muhalefetten yorulduk.

Yerli ve milli olmamaktaki inatlardan, el atına binmeyi marfiet sananlardan yorulduk.

Oy avcılığı için gösteriş Cumalarından, sahte dini gösterilerden, ateistlerin iftar sofralarında görüntü vermesinden de yorulduk.

Ve her rakibin “dini siyasete alet etmeyeceğiz” teranesinden yorulduk.

Bizler elhamdülillah Müslümanız.

Müslüman mahallesinde salyangoz satmanızdan yorulduk.

ABD/AB/İsrail ve tüm bölücü mihraklara kendinizi maşa etmenizden yorulduk.

Kibirlerinizden, hırslarınızdan, kendinizi her zaman halktan üstün görmelerinizden yorulduk.

Siz ve benzerlerinizin bizleri koyun gibi görmenizden yorulduk.

Karakter üstünlüğünü görmezden gelip, diploma üstünlüğünü birşey sanmanızdan yorulduk.

Sevilen, saygı duyulan, inanılan insanlara sürekli saldırmanızdan yorulduk.

Özetle
Bizi asla anlamamanızdan, başka mahallelerin değneği olmanızdan yorulduk.
Bir bitemediniz vesselam
.
Ömrünce hiç bir partiye üye olmayan,
Tek bir paket makarna, yardım vb almayan
Aklıyla kalbi aynı paralelde çalışan sıradan, sade bir vatandaş


6 Mart 2020 Cuma

Çaydanlığın şarkısı




Sene 1970...
Canım dedeme kanser teşhisi konalı epey olmuş.

Annem dedemin evinde kalmaya başladı.
Biz ise ablamla okula gittiğimiz için mecburen Üsküdar’daki evimizde kalmak zorundaydık.

Okul dönüşü sobayı yakmayı ilk deneyişim.
Nerden bileyim soba yakmasını ? 

Okuldan eve gelişlerimizde ev hep sıcacıktı. Ve sobanın üzerinde yeni demlendim diye mırıldanan çaydanlık olurdu.

Gazı üstten boca edip kibriti de atınca sobanın bomlayarak yanması ama benim de göğsüme inen örgülü saçlarımın yanması unutamadığım anılarımdandır.

Hafta sonları giderdik Suadiye’ye dedemi ziyarete ve annemizle özlem gidermeye
Dedeme iğne yapmaya gelen bir sağlık memuru amca vardı.

Hatıra defterime birşeyler yazmasını istemiştim.

O zamanlarda eve sağlık memurunun gelmesi profesör gelmişcesine önemli bir durumdu zira..

Şöyle birşey yazmıştı aklımda kaldığınca ” küçük hediyelerden büyük mutluluklar elde etmeni dilerim”

O zaman beni hiç tanımayan birinin böyle birşey yazması ilgimi çekmişti.

Yaşamım boyunca da hep öyle oldu aslında.

Küçük şeylerden büyük keyifler almayı bilerek geçirdim ömrümü.

Bu gün 63 yaşımın bitmesine iki ay kala geçmişe yolculuklar yaptığımda ve bu günün gençleriyle kendi gençliğimi kıyasladığımda gerçekten üzülüyorum.

Biz zaman ne kadar hızlı akıyor diye üzülürken, onlar bu hızın yarattığı başdönmesiyle meşguller.

Belki bir gün onlar da bu günlerini nostaljik anı diye anlatacaklardır

Ama sobanın üzerinde çaydanlığın şarkısını dinleyemeyen bir neslin anıları ne kadar duygulu olur inanın bilemiyorum