Sene 1970...
Canım dedeme kanser teşhisi konalı epey olmuş.
Annem dedemin evinde kalmaya başladı.
Biz ise ablamla okula gittiğimiz için mecburen Üsküdar’daki evimizde kalmak zorundaydık.
Okul dönüşü sobayı yakmayı ilk deneyişim.
Nerden bileyim soba yakmasını ?
Okuldan eve gelişlerimizde ev hep sıcacıktı. Ve sobanın üzerinde yeni demlendim diye mırıldanan çaydanlık olurdu.
Gazı üstten boca edip kibriti de atınca sobanın bomlayarak yanması ama benim de göğsüme inen örgülü saçlarımın yanması unutamadığım
anılarımdandır.
Hafta sonları giderdik Suadiye’ye dedemi ziyarete ve annemizle özlem gidermeye
Dedeme iğne yapmaya gelen bir sağlık memuru amca vardı.
Hatıra defterime birşeyler yazmasını istemiştim.
O zamanlarda eve sağlık memurunun gelmesi profesör gelmişcesine önemli bir durumdu zira..
Şöyle birşey yazmıştı aklımda kaldığınca ” küçük hediyelerden büyük mutluluklar elde etmeni dilerim”
O zaman beni hiç tanımayan birinin böyle birşey yazması ilgimi çekmişti.
Yaşamım boyunca da hep öyle oldu aslında.
Küçük şeylerden büyük keyifler almayı bilerek geçirdim ömrümü.
Bu gün 63 yaşımın bitmesine iki ay kala geçmişe yolculuklar yaptığımda ve bu günün gençleriyle kendi gençliğimi kıyasladığımda
gerçekten üzülüyorum.
Biz zaman ne kadar hızlı akıyor diye üzülürken, onlar bu hızın yarattığı başdönmesiyle meşguller.
Belki bir gün onlar da bu günlerini nostaljik anı diye anlatacaklardır
Ama sobanın üzerinde çaydanlığın şarkısını dinleyemeyen bir neslin anıları ne kadar duygulu olur inanın bilemiyorum

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder