İlkokul ikinci sınıfa geçtiğim yaz babamın Ağrı Doğubeyazıt ilçesine tayini çıkmıştı.
Yükümüzü yükleyip
gittik
Dedeme aşkla bağlıydım ve gitmek istememiştim ondan ayrılıp, çok ağladım dedem dedem diyerek.
Benim bu dede aşkım ve elbette dedemin de ısrarıyla babam beni dedemlere getirip, bıraktı.
Mutluydum çok.
Babaanneciğim sabırla, elleriyle lokma lokma beslerdi beni.
O zamanlar İş Bankası minik bir cep ajandası çıkarmış.
Babaannem bana onu hediye etti ve dedi ki:
- Geç şimdi karşıma ben ne dersem bu ajandaya yaz, yazdıklarını da ezberlersen sana çok güzel bir masal anlatacağım
Ama bu duayı her gece yattığında okursan, ben de sana dua edeceğim.
Tamam dedim sevinçle
Babaanem camın önündeki koltuğa otururdu her zaman, karşısında da dedemin koltuğu vardı.
Kahvelerini hep o camın önünde ve hep aynı zaman diliminde içerlerdi.
.
Sehpayı babannemin önüne getirdim ve oturdum ayaklarının dibine
O söyledi, ben yazdım ama tabi kocaman kocaman harflerle
Yazdırdıkları bittiğinde o küçük ajanda neredeyse dolmuştu
Ve başladım ezberlemeye
Günler içinde hepsi aklımdaydı artık
Babannemin karşısına geçip hatasız okuduğumda, çok sevindi.
Kucağına aldı beni ve orada sabahı bekleyen köylülerin masalını dinledim.
Bir köy vardı uzaklarda ve orada hiç gündüz olmuyordu.
Köylüler köyün girişindeki direklere bağlanmış halatlara asılıp çekiyorlar ve güneşi battığı yerden çıkaracaklarına
inanıyorlardı.
Günlerce iplere asılıyorlardı ama bir türlü doğmuyordu güneş.
Sonra bir gün bir yolcu geldi köye, onlara güneşi geri getirebileceğini söyledi ve karşılığında da onların hakanı olarak onları yönetme
şartını ileri sürdü
Köylüler çaresiz kabul ettiler, çünkü hayatları hep karanlıkta geçiyordu.
Yolcu o gece tüm köy evlerine çekilip uyuduktan epey sonra atına yüklemiş olduğu kutuları açtı.
Kutuların içinde tavuklar ve iri, pırıl pırıl renkli tüyleri olan bir horoz vardı
Horoz gururla gezindi etrafta, tavuklar da peşinde. Ve ötmeye başladı.
Horoz öttükçe tan yeri ağarmaya, kızıllaşmaya başladı ve güneş doğdu
Tüm köylüler hiç duymadıkları horoz sesiyle zaten yataklarından fırlamışlardı.
Günün ağardığını ve güneşin doğduğunu görünce hepsi yerlere kapaklanıp dualar ederek yöneticilerine sadık kalacaklarına
söz verdiler.
O günden sonra o köyde bolluk, bereket çoğaldı, insanlar mutlu mesut yaşadılar.
.
İşte bu masaldan da etkilenmiş olacağım ki bahçeye benim için kurulan salıncağın iplerini çekmeye, masaldaki köylüler gibi günlerin
çabuk geçmesini istemeye başladım.
Anladılar ki anamı babamı özlemişim.
Dedeciğim aldı beni yanına , uzun bir yolculuk sonrası Doğubeyazıttaki kerpiç evimize döndüm
Geçen o süreçte bana en güzel hediye babaanneciğimin ezberlettiği dua oldu.
.
Bu anıları yaşayalı çok uzun yıllar oldu
Yaş kemale ererken dizimin dibinde oturtup bu duayı ezberletecek küçük bir torun da olmadığına göre (benim torun üniversite çağında çünkü)
bari şuracığa yazayım da dursun, bir izim kalsın dedim.
Olur ya belki hem masalı çocuklarına anlatıp hem de gece yatma duasını evlatlarına/torunlarına ezberletmek isteyen birileri olabilir.
Vasiyetim gibi olsun bu yazı ve şuracıkta dursun
Selam ve dua ile
Yattım sağıma, döndüm soluma
Melekler şahit olsun, dinime, imanıma
Benden selamlar olsun, varacak mekanıma
La ilahe illallah
Nurdan direk
Muhammeden Resulullah
Her dem gerek
.
Ya delilim delalet,
Ya kerimim keramet
Son nefeste selamet
Dinim, imanım sana emanet ya Rabbel alemin
Günahım ve isyanım çoktur
Senden gayri isteyecek yüzüm yoktur
Rahmetinin nihayeti yoktur
Af ve mağfiret eyle ya Rabbel alemin
.
Evimizin etrafı kırk atlı
Kırkı da Muhammed adlı
Kilidimiz Cebrail, bekçimiz Allah
Sen koru ya Resulullah
Yattım Allah, kalkarım inşallah
Kalkamazsam
Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder