15 Ocak 2008 Salı

Gündeme dair - Yine yürekler yandı…



Kalleşçe yapılan saldırılara bir yenisi eklendi ve bağrımıza kor düştü.
Ateş düştüğü yeri yakar derler ama öncekinin sızısı dinmeden gelen yeni şehit haberleri tüm yurdu yasa boğdu ve ateş aslında hepimizi yaktı.
Eline bayrağımızı kapan çoluk, çocuk, yaşlı, genç sokaklara döküldü.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan itidal çağrısı yaptılar mecburen. Ancak yara derin ve sancılı, yara tedavi olmaz durumda iken insanlara ne dense boştur.

İnsan canı yandığında bağırmak, ağlamak ister.
Canını yakanın da canını yakmak ister içgüdüsel olarak.
Halkın sokağa fırlaması, slogan atması bu can acısının tezahürüdür.
Elbette hepimiz biliyoruz ki can yakmak bizim işimiz değil.
Bağrımızda yetişen, gözümüz gibi kıymetli ordumuz, ne yapılması gerekiyorsa yapacaktır ve yapıyor. Gelen haberlere göre otuz iki terörist öldürülmüştür. Ardı da gelecektir.

Tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize sabırlar diliyorum.

Gelelim şu Barzani ve Talabani denen hilkat garibelerine….

Bu adamlar Saddam zamanında ülkemiz tarafından korunmuş, beslenmiş, ceplerine diplomatik pasaportlar , paralar verilerek diğer ülkelere giriş-çıkışları sağlanmış kişiler iken, şimdi ne oldu da birden bire PKK savunucusu oluverdiler?
Bitleri kanlanınca kendilerini çok önemli şahsiyetlermiş gibi görerek ahkam kesmeye başladılar.
Talabani Irak’ın cumhurbaşkanı oldu da ne oldu?
Amerikan istilasında bulunan bir ülkenin cumhurunun başı olsan ne yazar?

“Türkiye’ye hiçbir kürdü teslim etmezmiş. Hatta bize bir kedi bile teslim etmezmiş.”
Niye acaba? Kedinin bacağını ayıracağımızı bildiğinden mi ?
Ancak Talabani iyice bilmelidir ki kediler nankör hayvanlardır. O sakin halleri, çıkarlarına el uzatıldığı anda biter ve keskin tırnaklarını sahibine bile geçiriverirler. Kucağına aldığı kedilere dikkat etsin, benden hatırlatması…

Talabani, Barzani ile birlikte sırıtarak yaptığı basın toplantısında “PKK liderleri Kürdistan’ın yüksek dağlarında saklanmış durumda, Türk ordusu tarafından yakalanamayan bu liderleri biz nasıl yakalayabiliriz. Bu bir hayaldir”” derken, kararlı tutumumuz karşısında paçaları tutuşunca, onlarla görüşüp silah bırakmaya çağırdığını söyleyebiliyor.
Demek ki terörist liderler bilinen yerlerdeler ve telefonları da Talabani’de mevcut.

İşte bu ifadesi bile Talabani’nin Irak’ın sözde cumhurbaşkanı olduğunun tescilidir.


Ya şu Barzani’ye ne demeli ?
PKK’ye bir plan teklif edersek ve onlar da bunu kabul etmezse onlara terörist diyecekmiş.
Türkiye Kuzey Irak’a girer de halka saldırırsa kendilerini koruyacaklarmış.
Sen kimsin ki be adam? Sen onlara terörist desen ne olur demesen ne olur?

Bu Barzani, Saddam’ın zulmünden kaçan beş yüz bini aşkın Kürt bize sığındığında nerede yaşamaktaydı acaba?
Biz o dönem “aman Kürtler bize saldırıyor” veya “sınırımızda ihlal var”gerekçesi ile kendimizi korumaya almak maksadıyla hepsini boğazladık mı?
Yoksa şefkat ellerimizi uzatıp, yaralarına merhem mi olduk ?

Biz ciddi bir devlet olarak bu PKK denen ve terör örgütü olduğu tescil edilmiş çapulcular güruhuna bir de plan, proje mi götürecektik?
Ne cahilce bir düşünce tarzı.Tam Barzani’ye göre bir söylem.

Ülkesi kilometrelerce uzaktan gelenler tarafından işgal edilmiş olmasına karşı yurdunu savunmaktansa işgalcilere yataklık ve yalakalık eden birinin, halkının Saddam’dan kaçıp bize sığındığını unutarak, Türkiye ülkesine girerse kendilerini savunacağını söylemesi ise tam bir trajikomik durumdur.

Barzani, eğer ülkesini savunmayı diliyorsa; her gün onlarca vatandaşını birbirine kırdırtan, “Sizi Saddam’dan kurtaracağız ve demokrasi getireceğiz” vaadi ile ülkesine çöreklenenlerden kurtulmak için eyleme geçseydi, bize söylediği sözleri anlamlı olabilirdi.

Kendini sözde Kürdistan cumhuriyeti cumhurbaşkanı olarak hayal eden ve geçmişini de içinde bulunduğu acıklı durumu da tam algılayamayan , son yıllarda ABD tarafından sırf petrol ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için dama taşı olarak kullanılan ve sırtı sıvazlanan bu zavallının akıbetinin hiç iyi olmayacağını söylemek pek de kehanet olmasa gerek.

Sömürgeleşmiş bir ülkede yaşayan, bu durumdan ülke vatandaşı olarak hiçbir kaygı duymayan ve hatta bundan istifade etmeyi görev bilen, ülkesinin fiili olarak ayrışması için zemin hazırlayan bu zavallılar tarih önünde düştükleri suçlu konumundan kurtulamayacaklardır.

Zira Tarih; vatan hainlerinin, sapkın liderlerin ve Firavunların hazin sonlarını ibretle anlatır.

Hiç yorum yok: