
Fatma Kurtulan ile yapılan söyleşiyi okuduğumda kendimi onun yerine koyarak anlamaya,bir anlamda empati yapmaya çalıştım. (Söyleşinin tamamı yazımın altında)
İnsan olarak, diğer bir insanın çekmiş olduğu sıkıntıları, yaşadıklarının kendisine yüklediklerini, eşi yüzünden hissettiği gerilimi anlamak o kadar da zor değil.
Elbette O da, her kadın gibi sevdiği ile birlikte bir hayatı paylaşmak ister.
Özgürce sinemaya, tiyatroya veya herhangi bir yere korkusuzca gitmek ister. Örnekler çoğaltılabilir ama şimdi buna gerek duymuyorum.
Fatma hanımın Radikal Gazetesi'nden Mesut Hasan Benli'ye anlattıkları belki ilk okunduğunda bir kadın olarak yaşadığı zorluklar açısından okura acıma hissi bile verebilir.
Belki de hedeflenen budur.
Fatma hanımı anlamaya çalışmak için çok da zorlanmaya gerek yok esasen.
Zira askere evladını, göreve eşini/sevdiğini yollayan her kadın aynı hisleri duyar.
Ya çatışma olursa, ya kara haberi gelirse, ya sevdiğime bir şey olursa?
Sevdiklerimiz için endişelenmek insani duygularımızdan.
Bu duygularda kişilerin nerede durdukları çok da önemli olmuyor. Zira sevdiğinizin, önemsediğiniz, parçanız olan veya derin bir bağ ile bağlı olduğunuz kişinin öyle ya da böyle yaşamını yitirmesi, ölüm ne yönden gelirse gelsin acıyı aynı kılıyor.
Acıda ortak payda "kaybetmek"…
Yerini bir daha asla dolduramayacağımız o kayıptan doğan derin, sarsıcı, ezici bir acı.
Bu sebepledir ki haberlerde dikkat kesiliyor, kapımız tıkladığında yüreğimiz ağzımıza gelerek titriyoruz.
Gelelim diğer hususlara…
Fatma hanım eşinin dağa çıkmasının sebebini 12 Eylül’e bağlıyor.
İşte bu noktada aklıma şu soru takılıveriyor.
12 Eylül darbesi sadece Kürtlere karşı yapılan bir darbe miydi?
Elbette hayır.
Bu darbe ülkenin tamamını kapsıyordu ve yapıldığında pek çok kişi mutlu olmadı.
Hapislerde işkence gören, hapse atılmamak için bir şekilde kaçmaya, yakalanmamaya çabalayan binlerce insan oldu.
İnsanların pek çoğu sudan sebeplerle gözaltına alınmış, aylarca hapsedilmişlerdi...Çıktıklarında ise normal hayata uyumları hiç de kolay olmadı.
Kimi Lâzdı, kimi Çerkes, kimi Kürt, kimi Türk, kimi İstanbul’lu, kimi Düzce'li, kimi Ağrı’lı…
Ama bu insanların tamamı dağa çıkmadı.
Bu yelpazede dağa çıkanların hemen hepsinin Kürt kökenli olması düşündürücüdür.
Kürt kökeninden yola çıkarak nedense dağdakilerin ve ovadaki uzantılarının adeta sloganı olan “Kürt sorununu” irdeleyelim.
Sorulduğunda hepsinin var dediği sorunun(!) neler olduğunu bugüne kadar madde madde yazan, söyleyen bir köşe yazarını okumadım , politikacıyı dinleyemedim.
Şu meseleyi gerçekten listeleseler de bilsek.
Ortada yuvarlak bir sorun sözü olmasına karşın ve bu kar topu sorun, itelene itelene sanki bir çığ imiş gibi büyütülmeye çabalansa da açık ve net şekilde belirtilmedikçe sonunda erimeye mahkumdur.
Anadillerini konuşamadıklarından yakınırlar ama yüzyıllardır her Kürt kadını çocuğuna bu dili öğretmemiş ve kendi aralarında konuşmamış olsalardı bu gün Kürtçe diye bir dil olabilir miydi?
Peki sorun fakirlik midir?
Yurt genelinde asgari ücretle geçinmeye çabalayan, işleyecek doğru dürüst toprağı olmadığı için el kapsında ırgatlık eden, tarlasından yeterli ürün alamayıp sıkıntı içinde olan niceler varken, bir lokma ekmek için çocuklarını eve kilitleyip temizliğe gidenler , etini satmaya mecbur olanlar, dilencilik yapanlar, kış yaz demeden amele olmak için kâh titreşerek kâh kızgın güneş altında yanarak saatlerce bekleşen erkekler varken neden bu insanlar dağa çıkmayı, silahlı mücadeleyi seçmezler de çok zor da olsa yaşamla savaşmaya onurlu bir şekilde devam ederler?
Devletin, bürokrasinin her kademesinde Kürtler vardır.
Öğretmen, memur, işçi, iş adamı, milletvekili, bakan hatta Cumhurbaşkanı bile olabilirler.
Ülkenin her yerine gitme, gezme, yerleşme, iş kurma, yaşama, evlenme, çocuk yapma (ki bilinçli olarak en fazla onlar çocuk yapar) hakkına sahiptirler.
Yurt dışına seyahat etme özgürlükleri vardır.Dilerlerse vatandaşlıktan da çıkabilirler.
Özetle, Türkiye Cumhuriyetinin birer vatandaşı olarak tüm vatandaşlara verilen her hakka sahiptirler ama nedense sadece onlardan bir kısmı sorunumuz var diye bağırır, dağa çıkar ve kendilerine her vatandaşa sunulan imkanı sunan devlete baş kaldırırlar. Sivil - asker demeden öldürürler.
Ve ne yazık ki bu bir kısım art düşüncelinin başını çeken ve binlerce insanın katline sebep olan bir eşkiyaya taparlar.
Fatma hanım diyor ki “İstikrar ve barışın tesis edilmesi için Öcalan'ın konumunun önemli olduğunu söylüyoruz. PKK üzerinde de hâlâ varlığı çok önemli bir yerde, PKK'nın lideri, söyledikleri PKK için çok önemli. Dolayısıyla Öcalan'ın toplum üzerindeki etkisi, PKK üzerindeki etkisi itibari ile önemsiyoruz.”
İşte bu noktada, yaşanan acıyı, endişeyi, korkuyu, tedirginliği anlayan bir kadın olarak bu söyleme katılabilmek, Fatma hanımı bu bağlamda anlamak mümkün değildir.
Öcalan’ın toplum üzerindeki olumsuz etkilerini iyice anlayamamış olmanın açık delilidir bu sözler.
Değiştik derken dahi değişmediğinin, Öcalan’lı siyasetin ve onun PKK üzerindeki etkisinin daimi ve değişmez olduğunu , gerek kişi olarak gerekse parti olarak o çizgiden sapmadan yüründüğünün açıkça ifade edildiğinin teyididir bu sözler.
Bir anlamda ülkeyi bölmek istemeyi, etnik kimlik üzerindeki hesapları , kan siyaseti yapmayı kabul etmek demektir.
İşte o zaman sizinle ayrışıyoruz Fatma hanım.
Empati yaparak sizi anlamanın sonu geliveriyor bir anda…
“Biz farklıyız. PKK'nın yarattığı sonuçlar üzerinde var olduğumuz gerçek ama farklıyız. PKK'dan farklıyız. PKK şiddeti benimseyen silahlı bir örgüt, biz demokrasi siyaset yolunu benimsemiş bir yapılanmayız.” Diyor Fatma Kurtulan.
Bu nasıl bir farktır ki bu hem "onlardan var olduk ama farklıyız" derken, hem de "yok birbirimizden farkımız" tavrı sergilersiniz?
Kürt milletvekili olduğunuzu beyan edersiniz de başka partideki Kürt Milletvekillerine "Onlar" dersiniz.
Bilmem farkında mısınız?
Vatandaşları Biz/Siz/Onlar diye ayıran bir bakışa sahipsiniz.Ne acı...
Farklıyız diyorsunuz...Gerçekten öyle mi ?
Eğer siyaset yolunu benimsemişseniz önce terörü lanetleyecek ve bu örgütü tanımam diyeceksiniz. Değiştim diyorsanız önce değiştiğinizi kanıtlayacaksınız.
Sadece Kürt halkının değil, memleketin tüm vatandaşlarının daha iyi, daha güzel bir yaşama kavuşması için çaba harcayacaksınız.
Etnik temele dayanan bir söylemi değil tüm halkı kucaklayan bir söylemi ve davranış biçimini gerçekleştireceksiniz ki inandırıcı olasınız.
Siz Fatma hanım,
Eğer gerçekten farklı iseniz, önce dağdaki eşinizi indirecek ve kendi ellerinizle adalete teslim edeceksiniz ki farkınızı fark ettiresiniz.
Partinizdekilere sizdeki bu değişimi gösterebilmek için önce onlara "aykırı" olacaksınız.
Bu aykırılıkta size alacakları tavırları gözlemleyecek, belki de düşmanca tavırları göğüslemek zorunda kalacak ama anlayacaksınız.
Demokrasi, insan hakları, özgürlük derken "nalıncı keseri" gibi kendinize yontmayacaksınız.
Empatiyi bu kez siz yapacaksınız ki binlerce ananın, babanın, eşin, yavuklunun, yüreğindeki ateşi, o yakıcı kora rağmen "Vatan sağolsun" diyebilmenin erdemini, yaraların deşilmesine rağmen biriz , beraberiz, kardeşiz diyen insanları, onların sabırlarını anlayasınız.
Zor değil mi?
Eğer ülkemde birlik ve beraberlik içinde, hiçbir etnik kimliği ön plana çıkarmadan yaşamak ve huzurlu olmak istiyorsanız, bir takım söylemlerin ardına gizlenmeden, Türkiye Cumhuriyetinin gereklerini yerine getirerek, başka bir emel gütmeden yaşamayı becerecekseniz zor gelmemeli…
Eminim isterseniz başarırsınız.
Çiğdem Altınöz
editör@afyonkocatepehaber.com
Not: Hedef gösterildim diyorsunuz. Eğer öyle olsaydı şimdiye kadar size en ufak bir saldırı olsa bu haberleri duyar ve Milletçe kınardık da.
Türk Milleti PKK mentalitesine sahip olmadığı için , boy boy resimleriniz ilan panolarına asılsa da size zarar vermez Fatma hanım. Korkmayınız.
-------------------------------------------
26 Aralık 2007-Hürriyet
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/7922420.asp?gid=180&sz=92194
Yeğeni PKK'lı olan bakan kim?
26 Aralık 2007
"Bir bakanın kuzeni de PKK'lıydı, çatışmalarda ölmüş. Toplumsal bir gerçeklik bu. Ben Kürt sorununun bir sonucuyum. Operasyonlarda nefesimi tutuyorum"
DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan, seçildikten sonra ilk olarak eşi Salman Kurtulan'ın PKK saflarına katılmış olmasıyla gündeme geldi. Daha sonra PKK kamplarında çekilen bir fotoğrafın Kurtulan'a ait olduğu ileri sürüldü. İzmir'de sorgulanan bir itirafçının ifadelerine dayanarak da PKK kamplarında eğitim gördüğü iddia edildi. Aynı zamanda DTP Grup Başkanvekili olan Fatma Kurtulan, son dönemde PKK'nın kaçırdığı sekiz askeri teslim almaya giden ekipte yer almasıyla tartışma yarattı.
Fatma Kurtulan, 'Yaşıyor olması benim için çok önemli' dediği eşi Salman Kurtulan'la ilişkilerini, yakınları PKK'ya katılan diğer siyasileri ve Abdullah Öcalan'a bakışını Radikal Gazetesi'nden Mesut Hasan Benli'ye anlattı.
Bakan yeğeni
Yakını dağda olan sadece ben değilim. Bir önceki kabinede bakan olan ve halen bakan olan AKP'nin etkili isimlerinden bir siyasetçinin amcasının oğlu da PKK içinde. Ancak Bakan'ın yeğeni çatışmalarda yaşamını yitirmiş. Aynı şekilde bir başka AKP milletvekilinin kardeşi var. O da yaşamını yitirmiş. Bu insanları ihbar etmek için söylemiyorum. Demek istediğim toplumsal bir gerçekliktir. O toplumun insanlarıyız ve böylesi bir durumla iç içeyiz. Başka vekillerin kuzenleri var.
Eşim ölse duyardım
Her operasyonda, her çatışmada televizyon karşısında, listeler açıklanırken acaba benim de soyadım okunacak mı diye nefesimi tutuyorum. Ateş düştüğü yeri yakar... Her operasyonda, her çatışmada televizyon karşısında 'Acaba o da var mı?' diyerek nefesini tutarak seyretme durumunu, ancak bunu yaşayanlar bilir. Sonuçta operasyonlar karşısında ben de kaygı duyuyorum. Acaba yaşıyor mu? diye bir endişeye kapılıyorum. Yani umut ediyorum, diliyorum, inşallah bir şey olmaz. Yaşadığını biliyorum. İsimler veriliyor. Roj TV'de kimi gazetelerde yaşamlarını yitirenlerin kimlikleri açıklanıyor. Dolayısıyla içinde yer almadığını biliyorum. Olsa duyarım...
Ocaklar söndü
Kürt sorununun yaratığı bir sonucum. Darmadağın ettiği, söndürdüğü ocaklardan, mağdurlarından, mücadele edenlerinden biriyim. Çocuklar anne-babayı görmedi. Baba çocuklarını görmedi. Eşler ayrıldı. Anneler evlatsız kaldı. Böyle bir gerçeğin ürünüyüz. Her operasyon yapılıyor denildiğinde eminim ki evladı askerde olan aileler huzur bulamıyor. Onlar da benim gibi ya da eşi yada kızı yani yakını PKK'da olanlar gibi televizyon başında haberde isim listelerini kendilerinkini arıyorlardır. Bulmadıkları zaman 'Çok şükür' diyorlardır... Liste açıklanıyor. Öteki taraftan 'benimki değil' diye hem bir sevinci, hem de bir burukluğu iç içe yaşıyor insan. Eşimin yaşıyor oluşu benim için çok önemli tabii...
Dağa çıkma kararı
Salman Kurtulan'la 1.5 yıl evli kaldık. Eşimi oraya gönderen koşulları ben çok iyi biliyorum. 12 Eylül gibi bir dönemi yaşadı. Çocuk yaşta işkence ile, cezaevi ile tanıştırıldı. O çocuk yüreğimizle Maraş katliamını yaşayan bir nesiliz. Akrabayız... Beraberliğimiz boyunca 12 Eylül'de yaşadıkları her zaman aramızda karabulutlar gibi huzurumu kaçırdı. 12 Eylül'de gözaltına alınır alınmaz kayıtlara ölü diye geçen biri. Direkt ölümü listeye geçen biri. Ne oldu sonuç... Soluğu dağlarda aldı... İlk gideceğini benimle paylaştığında onu rüyamda sürekli kanlar içinde gördüm. Ölmüş bir vaziyette gördüm. O da çok zorlandı, sonuçta işin içinde ölümün olduğu bir yol. Çok tercih ederek, severek gittiği bir şey değildi. Benim için hayati bir şeydir. Sonuçta orada kendisini ifade edebileceğine inandı. Benim yapabileceğim bir şey yoktu... (Gözleri dolarak) Benim için de çok zordu. İsteseydim zaten engel olamazdım.
Askerlere tebrik
PKK'nın kaçırdığı ve şu anda yargılanan sekiz askere yılbaşı için kutlama mesajı gönderdim. Askerlerin durumu beni çok etkiledi. Birbirini öldürmek üzere koşullanan iki gücün, 14 gün çok şey paylaştıklarını gördüm. Birbiriyle savaşmadan karşı karşıya duruşları beni çok etkiledi. Kucaklaştık, gözlerinin içleri gülüyordu.
Fotoğraf hedef yaptı
PKK'lı birinin fotoğrafının benim fotoğrafım diye yayımlanmasıyla hedef gösterildim. O fotoğrafı görünce o an düğmeye basıldığını düşündüm. Kurban olarak değişik zamanlarda birilerimiz seçiliriz. Dönemin kurbanının ben olduğunu düşündüm. O fotoğraftaki ben değilim zaten. 15 gün çok kötü işlendi, ana haberlerde yer aldı. Milliyetçi kesimlere hedef gösterildim. Sokakta hemen tanınan biri oldum. Mesela sinemaya gitmek, yürümek alışverişe gitmek biraz dolmuşa binebilmek bunların hepsi kısıtlandı. Bana yönelik kampanya tepki topladı. Van mitingine gittiğimde insanların büyük bir öfke içinde olduğunu gördüm. 7'den 70'e herkes çocuklar bile 'Biz senin yanındayız abla' diyorlar.
Taban PKK'lı
Meclis'i sorunların çözüm yeri olarak görüyoruz. PKK'nın oluşturduğu bir kitle üzerine siyaset yapıyoruz. Böyle bir tabanımız var. Dolayısıyla da bizim siyasetimiz de onların hassasiyetlerine göre olmak durumundadır.
İşte '75 Kürt milletvekilimiz var' deniliyor. Biz onlar gibi davranamayız.
Onların da bir çok yakını PKK'da. Yakınlarını yitirenler de var.
Biz farklıyız.
PKK'nın yarattığı sonuçlar üzerinde var olduğumuz gerçek ama farklıyız. PKK'dan farklıyız. PKK şiddeti benimseyen silahlı bir örgüt, biz demokrasi siyaset yolunu benimsemiş bir yapılanmayız.
Öcalan'ı önemsiyoruz
İstikrar ve barışın tesis edilmesi için Öcalan'ın konumunun önemli olduğunu söylüyoruz. PKK üzerinde de hâlâ varlığı çok önemli bir yerde, PKK'nın lideri, söyledikleri PKK için çok önemli. Dolayısıyla Öcalan'ın toplum üzerindeki etkisi, PKK üzerindeki etkisi itibari ile önemsiyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder