13 Ağustos 2009 Perşembe

Seçim, Obama ve bir tatlı bahar



Tartışmaları bitmeyen bir seçim geçirdik.
Ak Partinin oy oranı bir miktar düşmüş olsa bile bunu hezimet gibi adlandırmak anlamsız.
Tıpkı oy oranlarını bir miktar artıranların büyük bir zafer elde etmiş havasına girmemeleri gerektiği gibi.

Mahalli idarecileri seçmek için yapılan seçim adeta milletvekillerini seçiyormuşuz havasına dönüştürülünce birinin biraz gerilemesi, diğerinin bir dahaki seçimde hükümetiz demesine kadar gitti.
Oysa her iki seçim arasında fark olduğunu "seçmeyi ne bilir" denilen bu halk çok iyi bilir.
Partiler her ne kadar başarılıyız deseler de alınan sonuçları halkın bir uyarısı olarak algılamakta da yarar var.

Bir yazımda Başbakanımızın üslubuna değinmiş ve "Devleti yönetmek ateşten gömlek giymektir. Yanmak pahasına sabredebilmektir" demiştim.

Seçim mitinglerini izlemekten hiç bu kadar bunalmamıştım doğrusu.
Her meydanda aynı parasal söylemlerin tekrarlanması, bilinen şiirler, eşek, semer örneklemeleri, muhalefete çatmalar, dile dolanan bir konunun ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilmesi içimi baydı.
Hani aklıma şu da gelmedi değil. Bir söz vardır bilirsiniz. İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü…
Acaba dedim sayın Erdoğan bu mantıkla mı bakıyor olaya. Zira belli şehirleri "istiyorum" demişti ya…
Her akşam mikrofonun önüne yapıştırılan etikette miting yapılan kaçıncı il olduğunu gördüğüm bu tabloya bir isim taktım ve Mahalli Tayyip Mücadelesi dedim sonunda. Zira başkan adaylarını değil hep başbakanı izledik. Sonuç ortada. En sürprizi de Antalya…
Umarım sonuçlar aklı selim ile irdelenip dersler alınır.

***

Bu gündem sıcaklığını sürdürürken ABD'nin yeni başkanının ziyareti gündeme oturdu.
Bush'un gaflarına o kadar alışmışım ki TBMM'de konuşan Obama nerede hata yapacak diye bekledim. Konuşmanın bütününde bana göre kabul edilemez bölümler olsa bile, konulara hakim olduğunu ve barış ister görünüm verdiğini söylemeden geçemem. Gelmesi ve gitmesi sürecinde rolüne iyi hazırlanmış birini izlediğimi düşündüm.
Kimisi "ailemde Müslüman var" dedi diye, bu adam aslında Müslüman dedi, kimisi kediyi okşadı gönlümü fethetti dedi, kimisi de beğenmedi "yankee go home" diye pankart açtı.
Neticede Türkiye'den bir Obama geçti, Rasmussen krizinin gölgesinde…
Bu ziyaretten sonra bende iz bırakan ise DTP başkanı Ahmet Türk'ün sunduğu dosya ve Obama'ya söyledikleri…Yani takke düştü kel gözüktü.
Yirmi milyon değil elli milyon da olsalar, ülkemizin adı Türkiye Cumhuriyetidir…Kürdiye olacak değil ya…Etnik köken üzerinden kurdukları hayaller boş ve ham hayallerdir.
Allah hepsine akıl fikir ihsan eylesin diyelim.

***

Evet, ekonomik kriz teğet mi geçti, ortadan mı geçti diye tartışmalar süredururken, Obama kendi geçmişleri ile yüzleştiklerini anlatıp Ermeni lobisini küstürmeme derdine düşedursun, Rasmussen'i Anadolumun Evliyaları bir sabah ezanı vaktinde dürtüverdiler.
Ve Atamın emanet edilmek istediği doktorlarımız da O'nu iyileştirdiler.
Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste diyenler boşa dememiş değil mi?

***

Nisan ayı bereketiyle geldi.
Yağmurlarla barajlar doldu.
Anadolu yeşillendi. Şimdi bahçelerde, bağlarda, kırlarda hareket var.
Kayısılar, erikler çiçek çiçek.
Her şeye, herkese ve tüm olumsuzluklara rağmen on beş, yirmi gün sonra kır çiçekleri türüm türüm kokutacak ülkemi.
İğdeler, ıhlamurlar baygın baygın kokularıyla onları takip edecek.

Anadolum bereketiyle, insanlarının sıcacık gülümseyişiyle yarınlara "merhaba" diyecek.

Sağlıkla, nice baharlara…



11.Nisan.2009 tarihinde yayımlanmıştır

Hiç yorum yok: