Bu resim, hayatımı değiştiren bir resim.
Kromozomların resmi…
1992 yılında kızıma Down Sendromu tanısı konulduğunda ne
yapacağımı bilememiş ve deliler gibi araştırmaya çabalamıştım.
O zamanlar yeterli bilgiye, kaynağa sahip olmadığım için oldukça
zorlandım kızımı büyütürken.
Yıllar içinde önümüze çıkan zorlukları bir bir aşarken, Meleğimle
birlikte ben de büyüdüm.
Oysa öyle genç de değildim.
Sizlere bu köşeden “merhaba” derken yıllar öncesine geri
dönüş yapıyor ve 1991 yılına dönüyorum.
Ağustos son sıcaklığını sunarken bizlere, ikizlerime hamile
kaldığımı öğrenmiştim.
İşte o zamanlardan bu günlere uzanan yolculuğumuzu sizlerle paylaşmak
istiyorum
Bu paylaşımlar bazen öykü kıvamında olacak, bazen
soru-cevaplar şeklinde.
Bazen uzmanlarımız katkılar sağlayacaklar, bazen de bizzat
melek anneleri.
Eğer zihinsel engelli bebeği olan annelere bir nebze katkımız
olabilirse bundan bahtiyar oluruz.
“Anne Boyutu”
zihinsel engellilere ulaşabileceğimiz, onların gerek sorunlarını, gerekse
başarılarını paylaşabileceğimiz bir platform olarak bizlere bu hizmeti
sağladığı için kendilerine teşekkürü bir borç bilirim.
***
Meleğimin hikayesi
Hafif hafif kıpırdamalarla ben buradayım diyordu.
Öyle zayıf, güçsüz darbelerdi ki bunlar O’nun kız olduğuna
dair hiçbir şüphe kalmamıştı içimde.
Büyük oğlumla babası “hayır ikisi de erkek olacak “diye
neredeyse benimle iddiaya tutuşup kendilerine bir hediye almamı sağlayacak
projeler üretirken, ben sadece gülümseyip karnımı sıvazlardım.
Gariptir doktor da anlayamamıştı cinsiyetlerini.
-Yaramazlara bakın hele hiç belli etmiyorlar ne olduklarını
-Aman doktor bey, sağlam ve sıhhatli olsunlar da varsın
erkek ya da kız olsunlar ne önemi var demiştim…
Anne olmak için biraz ileri yaşta iseniz,sizi başkalarına
izah edemeyeceğiniz çok değişik bir korku sarıyor. İçinizde bu korkuyu hep
hissediyorsunuz.
Hiç beklenmedik bir zamanda öğreniyorsunuz ikiz bebeklere
hamile olduğunuzu.
Doktorun içinizi resimlediğinde iki tane minicik mercimek
tanesinin hareketini gördüğünüzde asla cinsiyeti nedir acaba şeklinde bir
düşünceniz olmuyor.
Garip bir heyecan, belki biraz endişe ve çokça şaşkınlık.
Zira çocuk doğurmak aklınızın ucunda bile değil.
Yetişkin bir evladınız, sağlam bir işiniz ve kariyeriniz
varken, özetle hayat yolunda tıngır mıngır devam ederken bir anda ikiz bebek
beklediğinizin ortaya çıkması sizi izahı zor bir duygu alemine sevk ediyor.
Çelişkiler, çelişkiler, çelişkiler…
Ya şöyle olursa, ya şunu bunu kaybedersem korkuları, ya da
kendinizle ilgili bir dolu düşünce beyninize hücum edince, doğacak
yavruların cinsiyetinin bir önemi
kalmıyor.
Sonra kendi kendinizle kalıyorsunuz.
Soruyor, sorguluyorsunuz. İçinizdeki ses, daha doğrusu
akılınızın sesi " bu çocukları doğurmanın zamanı değil" derken, dini
ve vicdani yanınız “hayır” diyor.
Her ne olursa olsun doğurmak gerek.
Vakit geç değilken ufak bir operasyonla bu bebekler
aldırılabilir ama bu iki cana kıymakla , gözünü kırpmadan insan öldüren
katillerden ne farkım kalabilirdi ki?
Sonra , belki de size Tanrının en büyük armağanı olan o
muhteşem analık duygusu sarıveriyor her yanınızı.
İçinizde , derinlerde bir yerde size bahşedilmiş bu duyguyu
doya doya yaşamanız için sunulmuş iki armağanın kalbi pıt pıt atmakta ve siz
onların orada olduğundan korktuğunuz kadar büyük bir keyif de almaktasınız.
Sanki ayrıcalıklı gibisiniz.
Bir değil iki tane…
Artık eminsiniz ve kesin kararınızı vermişsiniz. Bu bebekler
doğacak…
Herkese ve her şeye rağmen.
Çiğdem Altınöz

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder