Sözlüklere bakarsak içten, açık yüreklilikle davranmak, içli dışlı olmak demektir samimi olmak.
Gündelik yaşamda bu anlamları bilmekle birlikte samimiyeti kişiler arasındaki ilişkilerde daha farklı bir zemine oturturuz.
Örneğin yeni tanıştığımız insanlarla kurmaya başladığımız ilişkilerde çekinceli davranır, konuşma dilimize dikkat eder ve sizli bizli konuşuruz. Öyle olmazsak karşımızdakinin bizi kaba saba biri gibi düşüneceğini zanneder, resmiyete önem veririz.
Oysa samimi olmak birisi ile ille de senli benli konuşmak demek değildir.
İnsanın meselelere açık yürekle yaklaşması, art niyet aramadan yaklaşımlarda bulunması, kendini ifade ederken şeffaf, dürüst davranması ve karşısındakini de kendisi gibi addederek doğal davranması da samimiyettir.
Dil, sizli bizli sözler söylese bile açık yürekli olunduğunda karşımızdakinin bizi yanlış anlamasına da fırsat verilmemiş olacak, içten davranıldığında buna eşlik eden kibar konuşma, karşımızdakine verdiğimiz değeri taçlandıracaktır.
Şimdi bu konunun gereği nedir diye düşünen, soranlarınız olacaktır.
Bu soruya vereceğim cevabı her gün izlediğimiz televizyonlarda, okuduğumuz gazetelerin manşetlerinde veya köşe yazılarında, yakın çevremizde, bakkalda markette velhasıl yaşamın her anında görmemiz, gözlemlememiz mümkün.
Türk Milleti olarak misafirperver, sıcak kanlı, sevecen bir toplum olduğumuz dünyaca tescillidir. Ekmeğimizi, derdimizi, neşemizi, acımızı bölüşmeyi bilen insanlarız çok şükür.
Bizler, toplumun çoğunluğu olarak böyle iken nedense bu özelliğimizi göz ardı edenler olur…
Onlar da nedense çoğunlukla siyasetle iştigal edenler, ya da siyaseti yaşam biçimine dönüştürenlerdir.(Başkaları da var mutlaka ama bu yazının konusu siyasiler)
Toplumu anlamayarak, ya da anladığını sanarak keskin dönüşler yapan ve bu davranışlarından ötürü samimi bulunmayanlar var.
Buna en son örnek ise CHP'nin çarşaf (!) açılımı.
Halkın inançlarına, baş örtüsüne gerçekten saygısı olduğu konusunda hiç de samimi bulunmayan, birilerinin uydurduğu türban kelimesinden hareketle tüm örtünenleri aynı kategoriye sokmaya çalışan, kendi halinde yaşayıp gidenleri dahi potansiyel suçlu gibi addedip gerici, şeriatçı, yobaz diye yaftalamaya zemin hazırlayan konuşma ve davranış biçimleri sergileyen, türbanla okumak isteyen kızlarımıza yaklaşım konusunda yıllardır hiç de dürüst olmayan bu değerli partimizin mensupları , özellikle genel başkanı birdenbire boyut atlayıp çarşafa sarılmıştır.
Bazılarına göre ise çarşafa dolanmıştır.
Kendi partisinde bile samimi bulunmayan yaklaşımı halk ne kadar samimi bulacaktır?
Üstelik çarşaf memleketin gündeminde büyük oranda yer bulmayan bir konu iken, bunu birden gündeme oturtmanın arkasına saklanmaya çalışılan nedir?
Başörtüsü ile çarşaf birbiri ile harmanlanarak önümüze sunulmakla kimler ne elde edecektir?
Yaklaşan mahalli seçimlerden dolayı bu yolla gelecek oylar, giderek yok olan muhalefete bir nebze de olsa nefes aldırır hesabı mı yapılmaktadır?
Baykal bu taktikle Ak partinin elinden bir kozu alacağını hesap etmiş olabilir.
Ancak o ve onun gibi düşünenlerin uzun yıllardır anlayamadığı bir husus var.
İnsanlar ister başı açık olsun ister kapalı kendi dünya görüşlerine yakın buldukları partileri destekleye gelmişlerdir.
Açıklar solcu, kapalılar sağcı diye bir ayrım asla yapılamaz.
Tıpkı inananlara dinci, gerici, şeriatçı, Atatürk karşıtı, yobaz, inanmayanlara demokrat, cumhuriyetçi, komünist, laik, Kemalist denemeyeceği gibi.
Bir insan; hem dinine kuvvetle bağlı olup aynı zamanda Atatürk aşığı, demokrat, ileri fikirli, çağdaş, vatanı, bayrağı için canını verecek kadar milliyetçi, her inanca da saygılı olabilir.
Yine bir insan devletine , milletine sevdalı, Atatürk ilke ve inkılaplarına gönülden bağlı, çağdaş ama aynı zamanda ateist de olabilir.
Bu insanları ille de sağcı, solcu, şucu bucu diye yaftalamak anlamsız olduğu gibi inançları da "dogma" diye küçümsemek, "ilim, bilim önemlidir, dogmalara takılıp kalmak yanlıştır" demek de bir o kadar hatalıdır.
Sonuna "İzm " eklenmiş düşünce biçimleri de nihayetinde kişilerin ürettiği düşünce biçimleridir ve tüm insanları ille de bu düşünce sistemleri içine hapsetmenin çok da doğru bir eylem olmayacağı aşikardır.
Her birey tercih ettiği inançla, karakteristik özelliklerle, kendine özgü düşüncelerle doludur. Öyle olması da güzeldir.
Ancak bu düşüncelerini bir başkasına dayatması, diğerini ille de kendisi gibi düşünmeye zorlaması söz konusu olamaz.
Eğer toplumu oluşturan her birey samimiyeti salt senli benli olabilmenin doğurduğu bir sonuç olarak algılamaz da birbirimize karşı açık, şeffaf, dürüst , içten olmanın gerçek samimiyet olduğunu kavrayabilirler ve davranışlarını buna göre şekillendirirlerse zaten o toplumda birbirine karşı güven oluşur ve gidişat da buna paralel olarak istikrarlı olur.
Eh öyle olunca da günü geldiğinde türbana şiddetle karşı görünen, bazen seçmene örtü dağıtan, Cumhurbaşkanını eşinden dolayı protesto eden, durup dururken memleketin başına 367 sorununu getiren ama bazen de çarşafa eyvallah diyenlerin samimiyetlerinin ne olduğu konusunda kimsenin bir şüphesi kalmaz.
Sokaktaki vatandaştan, köşe yazarlarına, meclisteki vekillerden tutun da iş adamlarına, size bize , hepimize oturup bu konular üzerine yazmak , çizmek, konuşmak, dertlenmek de düşmez.
Hedef gerçek anlamda samimiyet olmalı…
18 Aralık 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder